Ahmet Koçdemir

Ahlâk Kaybolursa…

Ahmet Koçdemir

Toplumları ayakta tutan sadece kanunlar değildir.
Asıl ayakta tutan; vicdan, ahlâk, merhamet ve insanın kendi kendine koyduğu sınırdır. Çünkü bir toplumda ahlâk zayıflamaya başladığında, en ağır cezalar bile tek başına yeterli olmaz.
Bugün etrafımıza baktığımızda çok ilginç bir tablo görüyoruz. İnsanlar ibadet ediyor, dualar ediyor, kandil mesajları paylaşıyor, dini sözleri sosyal medya hesaplarından eksik etmiyor. Ama aynı toplumda kul hakkı yeniyor, torpil normalleşiyor, yalan sıradanlaşıyor, insanların emeği hiçe sayılıyor. Demek ki mesele sadece şekil değil; mesele, o inancın insanın karakterine ne kadar yansıdığıdır.
Din; sadece namaz kılmak, oruç tutmak değildir. Din aynı zamanda komşusuna saygı duymaktır. Yetimin hakkını korumaktır. Devlet malına el uzatmamaktır. İnsanları aldatmamaktır. Trafikte sabretmektir. İşini düzgün yapmaktır. Kimsenin arkasından konuşmamaktır.
Kısacası dinin özü ahlâktır.
Bugün yaşadığımız toplumsal sorunların temelinde de tam olarak bu eksiklik yatıyor. Çünkü ahlâkın zayıfladığı yerde yozlaşma başlıyor. İnsanlar artık doğruyu değil, işine geleni savunuyor. Haksızlık kendi tarafına yapılmadıkça kimse ses çıkarmıyor. Çocuklarımız bile “hak etmek” yerine “ayrıcalık istemeyi” öğreniyor.
Eğitim sisteminde yaşanan tartışmalar da bunun bir parçası hâline geldi. Öğretmenin otoritesini tamamen yok sayan, çocuğunun her davranışını sorgusuz savunan bir anlayış oluştu. Elbette hiçbir öğretmen hatasız değildir. Ancak öğretmeni sürekli baskı altında tutan, her meselede şikâyeti tehdit olarak kullanan bir düzen; eğitimde saygıyı da disiplini de zedeliyor. Sonuçta ortaya; eleştiriye kapalı, sorumluluk almayan ve kendisini herkesten üstün gören bir nesil çıkıyor.
Bir başka mesele de medya düzenidir.
Televizyon kanallarına bakıyoruz… Özellikle öğleden sonra yayınlanan bazı programlar artık topluma fayda sunmaktan çok uzaklaştı. Bağırış, kavga, özel hayat teşhiri, seviyesiz tartışmalar ve magazinleşmiş acılar ekranları dolduruyor. İnsanların değerlerini yükseltmesi gereken ekranlar, maalesef çoğu zaman toplumsal çürümeyi normalleştiriyor.
Şiddeti öven diziler, mafya kültürünü cazip gösteren sahneler, kolay yoldan güç sahibi olmayı başarı gibi anlatan senaryolar… Bunlar gençlerin bilinçaltına işleniyor. Sonra da neden saygı azaldı, neden öfke arttı, neden suç yaşı düştü diye şaşırıyoruz.
Burada sadece medyayı suçlamak da doğru olmaz. Çünkü ekranlar toplumun ilgisine göre şekilleniyor. Talep varsa yayın devam ediyor. Demek ki önce toplum olarak neyi izlediğimizi, neyi alkışladığımızı ve çocuklarımıza neyi örnek gösterdiğimizi sorgulamalıyız.
Ceza meselesine gelince…
Elbette caydırıcı hukuk çok önemlidir. Suç işleyen kişinin yaptığı yanına kâr kalmamalıdır. Ancak unutulmamalıdır ki sadece cezalarla temiz toplum kurulmaz. Eğer vicdan çökerse, korku üzerine kurulan düzen uzun süre ayakta kalamaz.
Çünkü insanı gerçekten durduran şey; bazen kanundan önce vicdanıdır.
Bugün belki de en büyük ihtiyacımız; daha fazla bağırmak değil, yeniden ahlâkı konuşmaktır. Çocuklarımıza önce insan olmayı öğretmektir. Makamdan önce emaneti, başarıdan önce dürüstlüğü, kazançtan önce helâli anlatmaktır.
Çünkü ahlâk kaybolursa; geriye sadece kalabalıklar kalır, toplum kalmaz.

Yazarın Diğer Yazıları