Ahmet Koçdemir

İsraf ve Ramazan

Ahmet Koçdemir

İsraf ve Ramazan: Soframız ile Vicdanımız Arasındaki Mesafe
Ramazan kapımızı çalarken her yıl aynı heyecanı yaşarız. Sahurun bereketi, iftarın huzuru, paylaşmanın güzelliği… Fakat her Ramazan içimizi sızlatan bir gerçek de bizimle birlikte gelir: israf.
Oysa biz, bu âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed’in ümmetiyiz. Onun hayatı bize sadece ibadeti değil, nimetin kıymetini bilmeyi de öğretir. O’nun sofralarında gösteriş yoktu; şükür vardı. Aşırılık yoktu; denge vardı. İsraf yoktu; bereket vardı.
Bugün kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Ramazan’da sofralarımız büyürken kalplerimiz de büyüyor mu?
Peygamberimizin Sofrası ve Bizim Sofralarımız
Peygamber Efendimiz iftarını çoğu zaman birkaç hurma ve suyla açardı. Bazen hurma bile bulunmaz, yalnızca su ile orucunu açardı. Sahur ise onun için bereket vaktidir; çeşit vaktidir değil. Bir parça ekmek, biraz süt, birkaç hurma…
Bugün ise iftar sofralarımız adeta bir yarışa dönmüş durumda. Onlarca çeşit yemek hazırlanıyor, tabaklar doluyor, yarısı yenmeden çöpe gidiyor. Ertesi gün bayatlayan pideler, dokunulmayan tatlılar, “fazla olsun eksik olmasın” anlayışı…
Oysa eksik olan yemek değil; çoğu zaman ölçüdür.
İsraf sadece fazla harcamak değildir.
İsraf, nimete saygısızlıktır.
İsraf, şükür eksikliğidir.
İsraf, emanet bilincini kaybetmektir.
Çöpe Giden Lokma, Ulaşmayan Yardım
Bugün dünyanın bir köşesinde, Gazze’de Müslüman kardeşlerimiz Ramazan ayına yoklukla giriyor.
Orada bir anne, iftara ne koyacağını bilmiyor.
Bir baba, sahur için bir parça ekmek arıyor.
Bir çocuk, iftar saatini heyecanla değil; açlığının biraz hafiflemesi umuduyla bekliyor.
Bizim soframızdan çöpe giden her lokma, aslında oraya ulaşmayan bir yardımdır.
Çünkü mesele sadece yemek değildir.
Mesele tercihtir.
Bir sofrada beş çeşit yerine üç çeşit yapmak,
gereksiz alışverişten vazgeçmek,
gösteriş için kurulan sofraları sadeleştirmek…
Bunların her biri, bir yardım kolisine dönüşebilir.
Bir sıcak yemeğe dönüşebilir.
Bir çocuğun iftarına, bir annenin sahuruna ulaşabilir.
Yani burada azaltılan israf, orada artan bir umut demektir.
Ramazan Bize Ne Öğretiyor?
Ramazan bolluk ayı değildir; bereket ayıdır. Bereket ise çoklukta değil, paylaşmaktadır.
Belki de Ramazan’ın en ağır sorusu şudur:
Biz gerçekten aç kaldık mı, yoksa sadece akşama kadar yemeyi mi erteledik?
Eğer açlığın ne demek olduğunu gerçekten idrak edersek, soframızdaki fazlalığı azaltmak bize zor gelmez. Çünkü biliriz ki her nimetin bir hesabı, her lokmanın bir sorumluluğu vardır.
Sofralarımızı Değil, Kalplerimizi Büyütelim
Bu Ramazan belki de en büyük ibadet şudur: Sofralarımızı Peygamberimizin sofrasına benzetmek.
Az ama bereketli.
Sade ama şükür dolu.
Gösterişsiz ama paylaşan…
Unutmayalım:
Sofraya koyduğumuz her lokma nimettir.
Çöpe attığımız her lokma vebaldir.
Ve bu Ramazan, soframızı sadeleştirdiğimiz ölçüde;
israfı terk ettiğimiz kadar;
fazlalığı paylaşmaya dönüştürdüğümüz ölçüde…
Gazze’deki bir çocuğun iftarında payımız,
bir annenin duasında izimiz olacaktır.
İşte o zaman Ramazan sadece midemizi değil, vicdanımızı da doyurmuş olacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları