Ahmet Koçdemir

Öğretmen…

Ahmet Koçdemir

Bir haber düştü yüreğimize.
İstanbul’da bir öğretmen, öğrencisi tarafından hayattan koparıldı.
Bir cümle gibi kısa…
Ama etkisi bir ömür kadar uzun.
O an şunu düşündüm:
Biz ne zaman öğretmeni sadece maaş alan bir memur gibi görmeye başladık?
Ne zaman “hocam” kelimesinin içindeki hürmeti incittik?
Oysa öğretmen dediğin, bir toplumun en sessiz mimarıdır.
Bir öğretmen sadece ders anlatmaz.
Bir öğretmen hayat anlatır.
Tahtaya yazdığı her kelime, aslında bir çocuğun geleceğine atılmış imzadır.
Deftere düşen her not, yarınlara bırakılmış bir izdir.
Bugün İstanbul’da yaşanan o acı olay…
Bir öğretmenin, bir öğrencisi tarafından hayattan koparılması…
Bu sadece bir cinayet değildir.
Bu, toplumun vicdanında açılmış bir yaradır.
Çünkü öğretmen;
Bir çocuğun karanlığa düşmesini engelleyen ışıktır.
Bir gencin elinden tutan rehberdir.
Bir ailenin umut ettiği gelecektir.
Öğretmen;
Sabırdır.
Fedakârlıktır.
Vicdandır.
Kimi zaman bir öğrencinin aç karnını fark eden ilk kişidir.
Kimi zaman evde yaşanan bir acıyı gözlerinden okuyandır.
Kimi zaman bir “yapamazsın” diyen dünyaya karşı “sen yaparsın” diyendir.
Bir öğretmen öldüğünde,
Sadece bir insan ölmez.
Bir neslin hafızasında bir boşluk oluşur.
Toplum olarak şunu yeniden hatırlamalıyız:
Öğretmen; devletin memuru değil, milletin emanetçisidir.
Onun güvenliği, onun itibarı, onun değeri; bir ülkenin geleceğinin teminatıdır.
Şiddetin sıradanlaştığı bir yerde eğitim yaşayamaz.
Saygının kaybolduğu bir yerde gelecek kurulamaz.
Bugün öğretmenlerimizi sadece alkışlamak değil,
Onları korumak, değerini bilmek, itibarını yükseltmek zorundayız.
Çünkü öğretmene uzanan el,
Aslında geleceğe uzanmıştır.
Ve biz geleceğimizi kaybetmeyi göze alamayız.
Bir çocuğun karakteri evde başlar, okulda şekillenir.
Anne şefkatiyle büyür, öğretmen rehberliğiyle yön bulur.
Öğretmen, sınıfa girdiğinde sadece müfredat anlatmaz.
Adalet öğretir.
Saygı öğretir.
Sorumluluk öğretir.
Empati öğretir.
Bir toplum öğretmenine ne kadar değer verirse,
Geleceği o kadar sağlam olur.
Bugün sosyal medyada kolayca öfke üretebiliyoruz.
Ama saygı üretmek emek ister.
Vicdan üretmek eğitim ister.
Ve o eğitimin adı öğretmendir.
Benim hayatımda da iz bırakan öğretmenler oldu.
Hepimizin oldu.
Bir cümleleriyle yönümüz değişti.
Bir dokunuşlarıyla özgüvenimiz arttı.
Bir tebessümleriyle dünyamız aydınlandı.
Bugün sayfamda çok sayıda öğretmen dostum var.
Emek veren, gecesini gündüzüne katan, sınav kâğıdı okurken kendi çocuğunun uykusuna geç kalan öğretmenler…
Ve evimde bir eğitimci var.
Öğretmenliğin sadece bir meslek değil, bir adanmışlık olduğunu her gün yeniden gördüğüm bir yol arkadaşı…
Şunu biliyorum:
Öğretmenlik maaşla ölçülmez.
Öğretmenlik sabırla ölçülür.
Vicdanla ölçülür.
İz bırakmakla ölçülür.
Bugün bir öğretmeni kaybetmenin acısını konuşuyoruz.
Ama yarın başka acılar konuşmak istemiyorsak,
Öğretmeni sadece 24 Kasım’da hatırlayan bir toplum olmaktan çıkmalıyız.
Çocuklarımıza saygıyı öğretmeliyiz.
Öfkeyi değil merhameti büyütmeliyiz.
Şiddeti değil anlayışı güçlendirmeliyiz.
Çünkü öğretmen;
Bir ülkenin kaderini değiştirebilecek tek sınıfa her sabah giren insandır.
Ve o sınıfın kapısından içeri girerken,
Arkasında bir milletin duası olmalıdır.
Biz Elazığlıyız.
Acıyı da biliriz, sabrı da.
Depremde yıkıldık, ayağa kalktık.
Kaybettik, ama umudu bırakmadık.
Şimdi bir öğretmenin ardından konuşurken de
öfkeyle değil, vicdanla konuşmalıyız.
Çünkü öğretmen;
Bu memleketin mayasıdır.
Sınıfta attığı her adım, bir çocuğun kaderine dokunuştur.
Bir öğretmeni kaybetmek,
Bir evladın yarınından bir parçayı eksiltmektir.
O yüzden biz bağırmayacağız.
Ama unutmayacağız.
Saygıyı yeniden büyüteceğiz.
Çocuklarımıza “hocam” derken başın neden eğildiğini yeniden öğreteceğiz.
Ve öğretmenlerimizi,
Sadece alkışlarken değil,
Hayattayken kıymetli bileceğiz.
Sessizce…
Derinden…
Elazığ yüreğiyle…
Çünkü biliriz ki;
Bir öğretmen giderse,
Bir ışık söner.
Ama o ışığın izini taşıyan öğrenciler oldukça,
Karanlık tamamen kazanamaz.

Yazarın Diğer Yazıları