Doç.Dr.Birol Azar

İyi Birey İyi Devlet…

Doç.Dr.Birol Azar

Devlet sisteminin ortaya çıkışı ile ilgili farklı görüşler olmasına rağmen fayda ve zararlarının tartışıldığı ve uzlaşmaya varılan bir kanaat  henüz oluşmamıştır.  Farklı bakış açılarıyla devlet zorba, güç kullanan, düzen getiren, toplumsal yaşantıyı düzenleyen, insanların hukuki haklarını koruyan gibi birçok misyonla karşımıza çıkmış her bakış ötekini eksik ve yetersiz görmüştür. Dünya üzerinde birçok farklı devlet geleneklerinin olması da ortak bir görüşün ortaya çıkmasını zorlaştırmaktadır. Devletin doğadaki düzenin bir devamı olduğunu ileri süren diğer canlılar gibi canlı olduğunu ileri süren “ devlet doğal bir varlıktır” diyen Platon, Aristoles, Farabi ve İbn-i Haldun devleti canlı bir organizma olarak tanımlamışlardır. Platon’a göre insanın tek başına yetmemesi başkalarına ihtiyaç duymasına sebep olmuştur. Bu nedenle insanlar yardımlaşmak için bir araya toplanmış böylece devleti oluşturmuşlardır. Aristoles’e göre devlet doğanın bir devamıdır ve insanın doğasına bağlı olarak ortaya çıkan organik bir varlıktır. Farabi’ye göre bütün insanlar ihtiyaçlarını giderebilmek için birbirleriyle yardımlaşmaya ve birlikte bulunmaya muhtaçtır. Farabi bu nedenle insana içtimai ve siyasi bir canlı der. İbn-i Haldun, devlet insanı toplum içindeki diğer insanların saldırı ve zulmünden korumak için kurulmuştur diyerek devleti düzen koruyucu misyonuyla tanımlar. Devletin yapay bir varlık olduğunu savunan görüşe göre ise devlet insanların kendi arasında uzlaşarak oluşturduğu bir sistemdir. Thomas Hobbes’a göre birbirinin kurdu olan insanlar bir sözleşmeyle hak ve özgürlüklerini kendi iradeleriyle daha üstün bir varlığa yani devlete devrederek kargaşa ve savaşa son verip güvenlik içinde yaşamak istemişlerdir. Ortak iradenin bu isteği devletin yapay kurum olarak ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Esasında devletler vatandaşlarının karakterlerinin büyütülmüş halidir. Vatandaşların eğitimi, bilinç düzeyi, tercihleri devlet aygıtının niteliğini belirler ve ne yazık ki küçük ruhlardan büyük düzen çıkmayacağı da tarihte pek çok defa test edilerek görülmüştür. Özellikle kötü yönetilen devletlerde kötü yönetimin sebebini bulmak için  öncelikle yöneticilere değil bireylere bakmak gerektirdiğini söylemek gerekir. Çünkü düzen yukarıdan dayatılmaz aşağıdan taşınır. Bireylerin karakteri çürükse kurulan sistem ne kadar süslü olursa olsun sistem içten çürümeye başlar. Çürüme hissedildiği anda insanlar genelde devleti, yasaları ya da şartları suçlar. Oysa Platon’un uyardığı şey nettir; bozuk ruhlar bozuk yapılar üretir. Gündelik hayatında yalanı normal gören, sorumluluktan kaçıp kolaycılığı seçen, kısa yoldan zenginleşmenin peşinden koşan her türlü değer yargısını ayaklarının altına alan, inancını gösterişe çeviren kişiler çoğaldıkça adil bir düzen beklemek saflıktır. Ben nasılım? Sorusunu sormadan “neden böyleyiz?” diye şikâyet eden herkes sorunun parçası haline gelir. Küçük çıkarlar için eğilen zihinlerden dik duruş sergileyen bir toplum çıkmaz. Büyük düzen, büyük devlet büyük binalarla, yüksek sesli sloganlarla değil sağlam karakterlerle inşa edilir. Kendini denetlemeyen kişi gücü eline aldığında adaleti değil hırsını büyütür. Bu yüzden gelişmekte olan devletlerde erdem kişisel değil siyasidir! Toplumu kurtarmak isteyen önce kendini eğitmelidir. Kendi zihnini disipline almayan başkasına düzen vaat edemez. Dış düzen iç düzenin aynasıdır. Daha iyi bir düzen istemek kolaydır ama daha iyi bir kişi olmak zordur. Ve tarih gösterir ki zor olan yapılmadıkça hiçbir şey gerçekten değişmez. Sistem gittikçe müteahhit sistemine evriliyorsa iyi bir toplum ve iyi bir devlet beklentisi hayaldir.

Yazarın Diğer Yazıları