Ramazan…
Sadece takvimde yeri değişen bir ay değildir. İnsanların ve toplumların kendileriyle yüzleştiği bir arınma zamanıdır.
“Ramazan” kelimesi Arapça “ramad” kökünden gelir; yakıcı sıcak demektir. Aşırı sıcak nasıl ki insanı bunaltır, bu kök anlam da toplumda biriken kirin, görünür hâle gelen kötülüklerin rahatsız edici boyuta ulaştığı zamanı anlatır. Böyle dönemlerde bir temizlenmeye ihtiyaç doğar. İşte Ramazan, tam da bu ihtiyaca karşılık verir.
Bu ay yalnızca aç kalma pratiği değildir. Kur’an-ı Kerim’in inmeye başladığı aydır. Yani insanın hayatını ilahî ölçülerle yeniden hizalaması için bir çağrıdır.
Kur’an’da geçen “siyah ip ile beyaz ipin ayırt edilmesi” ifadesi zahirde imsak vaktini anlatır: gecenin karanlığı ile sabahın aydınlığının ayrıldığı anı. Fakat bu aynı zamanda güçlü bir semboldür. Siyah ile beyazı ayırt etmek; doğru ile yanlışı, adalet ile haksızlığı, dürüstlük ile çıkarcılığı birbirinden ayırabilmektir.
Ramazan’ın asıl mesajı burada saklıdır.
Yanlışı gri alanlara gizlememek.
Haksızlığı gerekçelerle meşrulaştırmamak.
Menfaati hakikatin önüne koymamak.
Eğer bu ayeti sadece açlığın başladığı saate indirgersek, Ramazan’ı dar bir çerçeveye hapsetmiş oluruz. Oysa gerçek imsak midede değil, vicdandadır. Kötülüğe “dur” diyebildiğimiz an başlar.
Ramazan yalnızca bireysel günahların affı için değil; toplumsal bir ıslah çağrısıdır.
Dikkat edelim: Bu ay en çok hangi sorular sorulur?
“Kulağıma damla damlatsam orucum bozulur mu?”
“Ezan okunurken su içtim, kabul olur mu?”
Fakat aynı hassasiyetle şu sorular pek sorulmaz:
“Birinin hakkını yedim, ne yapmalıyım?”
“Adaletsiz davrandım, nasıl telafi ederim?”
“Gücümü zayıfa karşı kullandım, bunun hesabı nedir?”
Toplum, küçük fıkhî ayrıntılar yüzünden değil; büyük ahlâkî aşınmalar yüzünden bozulur.
Gerçek Ramazan; güçlü iken adil kalabilmektir. Kimse görmezken doğruyu seçebilmektir. Hakkı, çıkarın önünde tutabilmektir. Aç kalmaktan öte, kötü ahlâkı terbiye edebilmektir.
Siyah ile beyazı gerçekten ayırt edebildiğimiz gün, yalnızca imsak vaktini değil; insanlığın yönünü de doğru belirlemiş oluruz.
Asıl mesele, Ramazan boyunca ne yemediğimiz değil; Ramazan sonunda neyi düzelttiğimizdir.
Ve belki de en önemli soru şudur:
Ramazan takvimde başladığında mı başlar, yoksa vicdanda bir değişim olduğunda mı?
Toplum düzelmeden, “Ramazan bitti” diyebilir miyiz?