Hırsızlık, ilk bakışta bir eylem gibi görünür: Birine ait olanı izinsiz almak. Bu tanım, hukukun dilidir; sınırları nettir, ölçülebilirdir. Ancak felsefe, çoğu zaman bu netliğin tam tersine yönelir ve sorar: “Almak” dediğimiz şey gerçekten nedir?
Bir şeyin çalınabilmesi için onun yalnızca bir mal olması mı gerekir? Yoksa bir “hak” da çalınabilir mi?
Burada mesele, mülkiyet kavramının ötesine geçer. Çünkü hak dediğimiz şey, her zaman somut değildir. Adalet, fırsat, görünürlük, itibar… Bunlar elle tutulamaz; ama yoklukları son derece gerçektir. O halde akla şu soru gelir:
Soyut olan bir şeyin eksilmesi, bir tür “çalınma” olarak düşünülebilir mi?
Klasik düşüncede, özellikle Aristotles, adaleti bir denge olarak tanımlar. Ona göre adalet, herkese hak ettiğini vermekle ilgilidir. Bu denge bozulduğunda, ortada yalnızca bir hata değil, bir eksiltme vardır. Ancak bu eksiltmenin faili her zaman görünür değildir. Bazen bunu bir kişi değil, bir anlayış eksiltir.
Modern düşünce ise meseleyi daha da karmaşıklaştırır. Karl Marx, emeğin karşılığının tam verilmemesini bir tür “hak” sömürüsü olarak açıklar. Burada da ortada klasik bir hırsız yoktur; ama yine de bir şey eksilmektedir. Bu eksilme, doğrudan bir “çalma” eylemi olmasa da sonuç itibarıyla birinin hakkının başka bir yere veya bir kişiye geçmesidir.
Bu noktada hırsızlık kavramın sınırları genişler:
Eğer her hak kaybını hırsızlık olarak adlandırırsak, kelimenin anlamı dağılır. Ama hiçbirini hırsızlık olarak görmezsek, o zaman da görünmeyen eksilmeleri adlandıracak bir dilimiz kalmaz.
Belki de sorun, “hırsızlık” kelimesinin kendisinde değil, bizim onu yalnızca somut bir şeyi çalmakla sınırlamamızdadır.
Çünkü bazı kayıplar vardır: Ne bir kilit kırılır, ne bir kapı açılır.
Ne bir fail vardır, ne de açık bir eylem.
Ama yine de bir şey eksilir.
Bu durumda soru artık şuna dönüşür:
Bir şeyin çalındığını anlamak için mutlaka bir “fail” mi görmek gerekir, yoksa bazen sadece bir “eksilme”yi fark etmek yeterli midir?
Felsefi açıdan bakıldığında, hırsızlık belki de bir eylemden çok bir sonuçtur.
Bir dengenin bozulmasıdır.
Yani demek istediğim şudur:
Bazı hırsızlıklar, somut bir eylem olmadan da var olabilir.
Mesela bir iftira
Gerçeğin gizlenmesi
Menfaat için birinin hakkına geçmek gibi……
En tehlikeli hırsızlıkda aslında budur.