“Kâfir” denince çoğumuzun aklına yalnızca Allah’ı inkâr eden biri gelir. Oysa bu kelime, sandığımızdan çok daha tanıdık bir davranışı anlatır: hakikatin üzerini örtmek. Görmemek, görmezden gelmek, doğruyu bilip susmak.
Kelimenin kökü de bunu söyler. Kur’an’da “küfür” yalnızca inanç bağlamında kullanılmaz. Hadîd Suresi’nin 20. ayetinde geçen “kuffâr” kelimesi çiftçileri ifade eder. Çünkü çiftçi tohumu toprağın altına gömer; yani örter. Kelimenin bu kök anlamı, hayatımızdaki birçok davranışı yeniden düşünmemizi sağlar.
Hakikati örtmek, sadece inanç meselelerinde ortaya çıkmaz. Günlük hayatın tam ortasındadır. İş yerinde bir yanlış görürsünüz ama ses çıkarmazsınız. Bir arkadaşınızın haksızlığına göz yumarsınız; çünkü size dokunmuyordur. Gerçek gelirimizin üzerini örtüp vergi kaçırırız ya da sevdiğimiz birinin hatasını “zarar görmesin” diye gizleriz. Bunlar dinî anlamda bilinen küfür değildir; fakat kelimenin kökündeki örtme tavrının ahlaki biçimleridir.
Kimseyi suçlamak için söylemiyorum. Hepimiz zaman zaman bunu yaparız. Ancak mesele tam da burada başlar. Yanlışla yüzleşmek yerine susmayı seçtiğimizde, “bana dokunmuyorsa sorun yok” demeye başlarız. Küçük yalanlar, görmezden gelmeler ve çarpıtmalar zamanla normalleşir.
İşte “kâfir” kelimesinin kök anlamı burada bir uyarıya dönüşür: Gerçeği örtmek. Tartışmamız gereken şey sadece bu kelimenin dinî karşılığı değil; kendi hayatımızda hangi gerçekleri örtme eğiliminde olduğumuzdur. Çünkü toplum, gerçeğin üzerine kurulur. Gerçek örtüldüğünde güven zedelenir, adalet yara alır, ahlak aşınır.
Hepimizin az ya da çok gerçeği örtmede payı olabilir. Önemli olan bunu fark etmek ve alışkanlıklarımızı sorgulamaktır. Hakikatin üzerindeki tozu silmeye başladığımızda hem vicdanımız hem de birlikte yaşadığımız dünya daha sağlam bir zemine kavuşur.
Çünkü gerçeği örtmenin normalleştiği yerde çürüme başlar.