Engin Çakır

Kıyametin Abisi

Engin Çakır

Mahallede çocukken kavga çıktığında sık duyduğumuz bir cümle vardı:

“Şimdi abimi çağıracağım!”

Bu cümle söylendiği anda kavganın havası değişirdi. Çünkü ortada henüz görünmeyen ama herkesi etkileyen bir güç vardı. Abinin gerçekten gelip gelmeyeceği bilinmezdi ama ihtimali bile dengeleri değiştirirdi.

İnsan büyüyünce fark ediyor ki bu refleks çocuklukta kalmıyor. Sadece şekil değiştiriyor.

Bugün de birçok insan zor zamanlarda bir kurtarıcı bekliyor. Dünya karıştıkça, savaşlar arttıkça, krizler derinleştikçe bu beklenti daha da güçleniyor. Çünkü bazı inançlara göre kurtarıcı zaten ancak dünya iyice karıştıktan sonra ortaya çıkacak.

Aslında bu düşünce yeni değil. Çaresiz toplumların bilinçaltına yerleşen kurtarıcı beklentisi tarih boyunca tekrar tekrar ortaya çıktı.

Örneğin Zerdüştlük inancında Saoshyant adı verilen bir kurtarıcı figürü vardır. İnanca göre Saoshyant dünyanın sonunda ortaya çıkacak, kötülüğü ortadan kaldıracak ve düzeni yeniden kuracaktır.

Ünlü psikiyatrist Carl Jung’a göre insan zihni bazı ortak semboller üretir. Jung buna “kolektif bilinçdışı” adını verir. Kahraman, bilge ve kurtarıcı figürleri bu ortak sembollerin en güçlü olanlarıdır.

Zor zamanlarda insanlar bu figürlere daha sık sarılır. Çünkü kurtarıcı fikri, çaresizlik duygusunu geçici olarak yatıştırır. İnsan, kontrol edemediği bir dünyada en azından birinin kontrolü ele alacağına inanmak ister. Fakat bu düşüncenin başka bir sonucu daha vardır: toplumları pasifleştirmek. 

Çünkü insanlar bazen mücadele etmek yerine beklemeyi tercih eder.

“Nasıl olsa biri gelip bizi kurtaracak.”

Bu düşünce bireylerin ve toplumların çözüm üretme iradesini zayıflatabilir. Tarih boyunca bazı dini ve siyasi hareketler bu psikolojiyi ustaca kullanmıştır. İnsanların kurtarıcı beklentisi, kitleleri yönlendirmek için güçlü bir araç hâline gelebilir.

Örneğin bazı Evanjelik yorumlarda dünyanın sonundan önce büyük bir kaos yaşanması gerektiğine inanılır. İncil’de anlatılan Armageddon savaşı gerçekleşecek ve ardından Mesih geri dönecektir.

Bu düşüncenin tehlikeli tarafı şudur: Eğer kurtarıcının gelişi için önce kaos gerekiyorsa, bazı insanlar kaosu yalnızca bir felaket olarak değil, gerekli bir aşama olarak görmeye başlayabilir. 

İşte tam bu noktada din, kötü niyetli kişiler için güçlü bir araca dönüşür. Çünkü bir politika, bir çatışma ya da bir savaş “ilahi planın parçası” olarak sunulduğunda insanlar onu sorgulamakta zorlanır.

Bugün dünyanın farklı bölgelerinde dini söylemlerin politik hedeflerle iç içe geçtiğini görmek zor değil.

Sonuçta ortaya tuhaf ama aslında çok tanıdık bir tablo çıkar:

Sahne büyür, dram küreselleşir ama hikâye değişmez.

Bazıları gerçekten kurtarıcıyı bekler. Bazıları ise bu bekleyişi kullanarak güç kazanır. Oysa tarih bize çoğu zaman aynı gerçeği göstermiştir:

Kurtuluş, bekleyenlerden değil harekete geçenlerden doğar.

Yazarın Diğer Yazıları