Engin Çakır

Laiklik mi, Din mi? Yoksa….

Engin Çakır

Bugün dünyada süper güçler enerjilerini teknolojiye, bilime ve üretime odaklarken; Orta Doğu’da yeni haritalar çizilirken biz ise enerjimizi kavramların anlamı etrafında süren tartışmalara harcıyoruz. Laiklik ve din kavramları da bunlardan biri.

Bu iki kelime yan yana geldiğinde tansiyon hemen yükseliyor. Sanki biri güçlenirse diğeri zayıflayacakmış gibi konuşuluyor. Tartışmalar çoğu zaman bir tercih dayatmasına dönüşüyor: Ya o ya bu…

Fakat bir süredir kendime şu soruyu soruyorum:

Gerçekten zorunlu bir çatışmadan mı söz ediyoruz, yoksa kavramların etrafında oluşmuş bir gerilimden mi?

Geçenlerde Kur’ân-ı Kerîm’de Nisa Suresi 58. ayeti yeniden okudum. Ayet iki temel ilke ortaya koyuyor:

Emaneti ehline vermek ve insanlar arasında hükmederken adaletle hükmetmek…

Dikkat çekici olan şu: Ayet kimlik belirtmiyor. “Sizden olana verin” demiyor.

“Şu inançtan olana öncelik tanıyın” da demiyor.

Ölçü olarak iki şey söylüyor: ehliyet ve adalet.

Ehil olana görev verilecek.

Karar verirken adalet esas alınacak.

Aslında sağlıklı bir devlet düzeninden beklediğimiz şey bundan çok farklı mı?

Laiklik de en temel anlamıyla devletin inançlar karşısında tarafsız kalmasını ifade eder. Devlet, vatandaşları arasında inanç ya da kimlik temelinde ayrım yapmaz. Görev dağıtırken liyakati, hüküm verirken hukuku esas alır.

Burada bir benzerlik görmemek mümkün mü?

Din, adaleti ilahî bir emir olarak temellendirir.

Laik hukuk, adaleti ortak yaşamın vazgeçilmez şartı olarak savunur.

Gerekçeleri farklı olabilir. Ancak ortaya çıkan talep aynı değil mi?

Kayırma olmasın.

Ayrımcılık olmasın.

Güç, haklılığın önüne geçmesin.

Belki de asıl mesele adaletin kendisi değil; adalet adına kimin konuşacağıdır.

Oysa adalet bir grubun tekelinde olabilir mi?

Kimliğe göre eğilip bükülen bir şey hâline geldiğinde, adı hâlâ adalet kalır mı?

Benim gördüğüm şu: Eğer bir düzende liyakat varsa ve kararlar kimliğe bakılmadan adaletle veriliyorsa, buna din de itiraz etmez, laiklik de. İkisi de insan onurunu korumayı amaçlıyorsa neden mutlaka karşı karşıya gelsinler?

O hâlde çatışma neden çıksın?

Bence sebep şu: Bir grup “Bu ilkeleri din belirler” derken, diğer grup “Hukuk belirler” diyor.

Belki de mesele ilkenin kendisinden çok, kaynağı üzerinedir.

Yanılıyor olabilirim. Ama eğer ölçümüz liyakat ve adalet olursa, kavramların değil değerlerin konuşulduğu bir zemin oluşur.

Ve belki o zaman, aynı ilkelerin farklı dillerle savunulduğu daha sakin bir şekilde fark edilir; çevremizde bu kadar savaş varken ülkenin enerjisi de bu tartışmalarla tükenmez.

Yazarın Diğer Yazıları