İnsanlık tarihi boyunca din, hem yol gösterici bir rehber hem de ne yazık ki kimi zaman güç sahiplerinin elinde bir araç olmuştur. Bugün Orta Doğu’da yaşanan çatışmaların arka planına baktığımızda, dini söylemlerin nasıl kullanıldığına dair çarpıcı örneklerle karşılaşırız.
Hz İbrahim’in oğulları İsmail ile İshak üzerinden anlatılan soy hikâyesi, farklı inançlarda farklı şekillerde yorumlanır. Bir anlatıya göre İsmail Arapların, İshak ise İsrailoğullarının atası kabul edilir.
Dikkat ederseniz bu anlatıya göre araplar ile yahudiler birbirlerinin kuzeni olur.
Bu anlatının devamında ise Tevrat’ta “vadedilmiş topraklar” inancı yer alır. Sözde ALLAH’ın İsrail yani İshak soyundan geldiği söylenen bir topluluğa toprak vadettiği düşüncesi, tarih boyunca çeşitli yorumlara açık olmuştur. Netanyahu gibi katiller bu hikaye üzerinden ortadoğuyu cehenneme çevirmektedir.
Ancak burada sorulması gereken bir soru vardır: Mutlak adalet sahibi olduğu kabul edilen bir ALLAH, nasıl olur da insanlar arasında böyle bir ayrıcalık tanır? Beşeri hukuk sistemlerinde bile eşitlik ilkesi gözetilmeye çalışılırken, ilahi adalet anlayışının bundan daha geri olması düşünülebilir mi?
Tarih bize şunu gösteriyor: Savaşların büyük bir kısmı doğrudan din yüzünden değil, fakat din kullanılarak meşrulaştırılmıştır. “Bu topraklar bize vaat edildi” diyen Netanyahu da, “Sözde Hz isa’nın gelişini hızlandırmak için mücadele etmeliyiz” diyen ve kendisini Hz İsa olarak gösteren resim paylaşan manyak Trump da çoğu zaman aynı amaca hizmet eder: Güç kazanmak ve yaptıklarını uydurdukları din üzerinden haklı göstermek.
Fakat bizler neden bunu düşünmeyiz:
Mutlak adalet sahibi olduğu kabul edilen bir Tanrı, insanların kan dökmesine sebep olan açık yollar bırakır mı?
Bir inanç, insanlara kolayca güven kazandırıyor ve bu güven kötüye kullanılabiliyorsa, bu durum ilahi bir söylem olabilirmi?
Benim için ölçü çok basit:
İlahi olan, insanı kandırmaya değil; kandırılmaktan korumaya yarar.
Eğer bir inanç ya da uygulama, insanların birbirini aldatmasına zemin hazırlıyorsa, onun gerçek kaynağını sorgulamak gerekmezmi?.
Bu, inancı reddetmek değil; aksine onu ciddiye almaktır. Çünkü gerçekten adil ve her şeyi bilen bir varlığın, kendi adı kullanılarak insanların sömürülmesine imkân tanıyacağı asla düşünülemez.
Tarih boyunca zulmü mümkün kılan sadece zalimler değildir. Aynı zamanda sorgulamayan, kendisine sunulanı olduğu gibi kabul eden kitlelerdir. Bu yüzden bireyin en büyük sorumluluğu, “Tanrı adına” sunulan her şeyi aldanmamak için sorgulamaktır.
Bu sorgulama, hem insanlığın geleceği için hemde yüze yakın ayette akletmezmisiniz diyen Tanrıya karşı gösterilecek en büyük saygıdır.