Uyuşturucu kullananı yakaladık fakat neyi kaçırdık?
Son günlerde haberleri açıyoruz; yine aynı başlıklar… Uyuşturucu operasyonları, gözaltılar, tanıdık yüzler… Ama çoğu zaman sorulması gereken soruyu sormuyoruz: “Neden?”
Ünlü olmak, insanı içindeki boşluktan muaf kılmaz. Sadece o boşluğu daha görünür hâle getirir. Ve biz her seferinde aynı döngüyü yaşıyoruz. Bir süre konuşuyor, tartışıyor, sosyal medyada öfkeleniyoruz. Sonra dağılıyor, başka bir gündeme geçiyoruz. Ama ortada asılı kalan bir soru var: toplumu yozlaştıran, bozan bu olaylar neden bitmiyor?
Çünkü biz çoğu zaman sonuçlarla ilgileniriz. Yakalananlar, verilen cezalar, açıklanan rakamlar… Hepsi var. Ama “neden?” sorusu yok… Oysa bu sorunun cevabı üç kelimeyle özetlenebilir:
İlgisizlik, ekonomi ve bastırılmış duygular.
Bu üçü çoğu zaman birbirini besler.
Ekonomik sıkıntı, hayat kaygısı, geçim derdi… Bunlar yalnızca cüzdanı değil, insanın iç dünyasını da sıkıştırır. Konuşulamayan öfke, bastırılan kırgınlık ve
ertelenen yorgunluk evin içinde birikir. Buna ebeveynler arasındaki anlamsız kaprisler de eklenir. En küçük meseleler büyük kavgalara dönüşür. Sesler yükselir, kapılar çarpılır. Çocuk o sırada odasındadır. Sessizdir. Görmezden gelinmiştir.
İlgisizlik sadece yokluk değildir. Bazen bağırarak da yaşanır. Aynı evde olmak, aynı duyguda olmak anlamına gelmez. Maddi durumu kötü olan ailelerde geçim derdi zamanı ve sabrı tüketir; refah seviyesi yüksek olanlarda ise bitmeyen koşuşturma ve daha fazlasını kazanma hırsı. Sebepler farklıdır ama sonuç çoğu çocuk için aynıdır: yalnızlık. Çocuğa ayrılan zaman yoktur. Sevgi aceleye gelir. Duygular konuşulmaz.
Bu sessizliğin en kolay doldurulduğu yer ise dijital dünyadır. İlgi göremeyen çocuk ekranlara sığınır. Elinde telefon var diye meşgul sanılır ama ortada gerçek bir bağ yoktur. Beğeni vardır, temas yoktur. Mesaj vardır, ses yoktur. Bu dijital yalnızlık, zamanla daha güçlü kaçışlara zemin hazırlar. Aidiyet arayışı, görülme isteği ve anlaşılma ihtiyacı başka alanlara kayar. Uyuşturucu çoğu zaman tam da bu boşlukta devreye girer.
Burada kendimize bazı zor sorular sormalıyız:
Çocuğunun yanında en son ne zaman sakin kaldın?
“Ben hatalıyım” diyebildin mi?
Onu bir birey olarak ciddiye alıp dinledin mi?
En son ne zaman yürekten sarıldın? Kısacası, onunla en son ne zaman arkadaş oldun?
Uyuşturucu çoğu zaman bir heves değil, bir kaçış ve tutunma çabasıdır. Elbette operasyonlar yapılmalı, suçla mücadele edilmeli. Ama yalnızca sonuçlarla uğraşırsak, bu haberleri daha çok görürüz. Bugün yakalanan gider, yarın bir başkası gelir.
Çocuklar çoğu zaman uyuşturucuya değil, önce bir boşluğa düşer. Ve biz o boşluğu sevgiyle, ilgiyle ve konuşulabilen duygularla doldurmazsak… Merak etmeyin. Birileri doldurur.