Türk futbolunda yıllardır konuşulan ama kimsenin açık açık yüzleşmek istemediği bir gerçek var:
Bazı takımlar sahada değil, masada tutuluyor.
Bugün bakıyoruz…
Bir tarafta milyonlarca taraftarı olan, borç içinde boğuşan, her hafta tribünleri dolduran Anadolu kulüpleri…
Diğer tarafta ise arkasında büyük güçler bulunan, devlet desteğiyle büyüyen, kayyumlarla yönetilen ama bir şekilde hep sistemin içinde kalan kulüpler…
İşte tam burada insanların aklına şu soru geliyor:
Kayyum takımları ve durumları .
Çünkü futbol artık sadece futbol değil…
Bir güç gösterisi…
KASIMPAŞA yıllardır Süper Lig’de kalıyor.
EYYÜP SPOR keza aynı
Hakem kararları mı dersiniz…
Fikstür avantajları mı…
Kritik maçlarda oluşan “tesadüfler” mi…
Türk futbolunu takip eden herkes bu tartışmaları biliyor.
Eyüpspor ise kısa sürede inanılmaz bir yükseliş yaşadı.
Birçok köklü Anadolu kulübü ekonomik krizlerle boğuşurken bazı kulüplerin önünün bu kadar açılması insanlarda doğal olarak soru işareti oluşturuyor.
Futbolun ruhu rekabettir.
Adalettir.
Eşit şartlardır.
Ama Türkiye’de artık bazı kulüplerin sırtını sisteme dayadığına dair büyük bir inanç oluştu.
Bu yüzden insanlar sahadaki skordan çok, masa başındaki ilişkileri konuşuyor.
Anadolu kulüpleri transfer yasağıyla uğraşırken…
Elektrik faturasını ödeyemezken…
Oyuncular maaş alamazken…
Bazı kulüplerin sürekli korunması futbol sevgisini öldürüyor.
Çünkü taraftar şunu görmek istiyor:
Kim güçlü olursa olsun, sahada kazansın.
Ne yazık ki bugün birçok insan Türk futboluna baktığında artık mücadele değil, organizasyon görüyor.
Ve bu algı büyüdükçe tribünlerin heyecanı azalıyor, insanların futbola olan güveni kayboluyor.
Futbolun en büyük düşmanı başarısızlık değildir.
Adaletsizlik hissidir.
Çünkü taraftar yenilmeyi affeder…
Ama oyunun baştan kurulduğuna inanırsa, işte o zaman futboldan tamamen kopar.