Bazı belediyeler için spor hâlâ bir “ekstra masraf kalemi”, bir “angarya” ya da yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan süslü bir vaat. Oysa spor; asfalt kadar, kaldırım kadar, park kadar hayati bir yerel hizmettir. Hatta çoğu zaman, onların hepsinden daha kalıcı bir yatırımdır.
Bugün belediye bütçelerinde spor, ilk vazgeçilen kalemlerden biri. Tesisler kaderine terk ediliyor, amatör kulüpler kapı kapı dolaşıp destek arıyor, çocuklar yeteneksiz değil ama imkânsızlıklar yüzünden spordan kopuyor. Belediyecilik, yalnızca çöp toplamak ve yol yapmak sanıldıkça; spor da “lüks” muamelesi görmeye devam ediyor.
Oysa spor, suç oranlarını düşürür. Spor, gençleri kötü alışkanlıklardan uzak tutar. Spor, mahalle kültürünü, aidiyet duygusunu, birlikte başarma hissini güçlendirir. Bir spor salonu, bazen bir karakoldan daha caydırıcıdır. Bir futbol sahası, bazen bir rehabilitasyon merkezinden daha iyileştiricidir.
Belediyelerin spora bakışındaki temel sorun şudur: Sporu getirisi olmayan bir gider olarak görmeleri. Oysa sporun getirisi rakamla ölçülmez; huzurla, sağlıkla, disiplinle, umutla ölçülür. Bugün desteklenmeyen bir çocuk, yarın belediyenin çözmek zorunda kalacağı sosyal bir soruna dönüşebilir.
Bir diğer sorun ise sporu “tabela işi” sanmak. Bir turnuva yapıp fotoğraf vermek, bir açılışta forma giymek spor politikası değildir. Gerçek spor politikası; sürdürülebilir tesisler, liyakatli yöneticiler, amatör kulüplere düzenli destek ve en önemlisi çocuklara ücretsiz erişim imkânı sağlamaktır.
Belediyeler şunu artık kabul etmeli: Spor, merkezi yönetimin insafına bırakılamayacak kadar yerel; ihmal edilemeyecek kadar hayati bir alandır. Mahallenin çocuğunu en iyi tanıyan, sokağın nabzını en iyi tutan kurum belediyedir. Dolayısıyla sporun da doğal adresi belediyelerdir.
Bakış açısı değişmedikçe sonuç değişmez. Sporu yük gören belediyeler, yarın sosyal yüklerin altında ezilir. Sporu yatırım gören belediyeler ise daha sağlıklı, daha huzurlu ve daha umutlu şehirler inşa eder.
Artık soru şu olmalı:
“Spora ne kadar harcıyoruz?” değil, “Spora harcamazsak neyi kaybediyoruz?”
Cevap ortada. Kaybedilen sadece bir maç değil; kaybedilen bir nesildir.