İhsan Tarakçı

Dijital Oruç

İhsan Tarakçı

Ramazan biraz geri çekilme dönemidir. Sadece sofradan değil; ekrandan da kalabalıktan da sürekli görünür olma arzusundan da…

İnsan bazen en çok kendi gürültüsünden yorulur. Bildirim sesleri, paylaşım telaşı, bir fikre hemen cevap verme dürtüsü… Hepsi küçük ama süreklilik kazandığında insanı kuşatan bir arzu zincirine dönüşür. Oruç, işte bu zinciri görünür kılar.

Antikçağ’da Diyojen fazlalıkların insanı köleleştirdiğini söylerdi. Bir çocuğun avucuyla su içtiğini görünce tasını atması, aslında bir eşyadan değil, bir bağımlılıktan vazgeçmesiydi. “Demek ki buna da ihtiyacım yokmuş,” diyebilmek… Bugün bizim taslarımız belki topraktan değil; cam ekranlardan yapılmış durumda. Sürekli elimizde tuttuğumuz, onsuz eksik hissedeceğimizi sandığımız cihazlar…

Sosyal medyada görünür olma arzusu da bir tür susuzluk değil midir? 

Beğenilme, onaylanma, fark edilme isteği… İnsan paylaşır, sonra bekler. Bir işaret, bir kalp, bir yorum… Modern dünyanın küçük alkışları… Oysa Ramazan, alkışın değil arınmanın ayıdır. Paylaşmamayı seçmek de bir tercihtir. Yorum yapmamak, her tartışmaya dahil olmamak, her fikir savaşına atlamamak… Bunlar da birer oruçtur.

Alışkanlıklar çoğu zaman masum görünür; fakat tekrar edildikçe karaktere dönüşür. Her boşlukta telefona uzanmak, her öfkede hemen cevap vermek, her fikir ayrılığında son sözü söyleme ihtiyacı duymak… Bunların her biri arzunun küçük tezahürleridir. Oruç, yalnızca mideyi değil, refleksleri de eğitir. El uzanır; insan geri çeker. Dil kıpırdanır; insan durur. İşte bu reflekslerle irade inşa edilir.

Stoacı düşünürlerin işaret ettiği gibi, insanı sarsan çoğu zaman olayların kendisi değil, onlara yüklediğimiz anlamdır. Sosyal medyada yapılan bir yorum, bir eleştiri, bir ima… Zihinde büyütülür, genişletilir, kişiselleştirilir. Oruç ise bu büyütme alışkanlığını kırar. İnsan tepki vermemeyi deneyimler ve şunu fark eder: Cevap vermemek de bir cevaptır.

Ramazan’ın son on gününde yapılan itikâf ise bu geri çekilişin en yoğun hâlidir. Kişi bilinçli olarak kalabalıktan uzaklaşır; gündelik alışkanlıklarını askıya alır, ibadetle, tefekkürle ve muhasebeyle vakit geçirir. Bu, toplumdan kaçış değil; kendine dönüş yolculuğudur. İtikâf, insanın dünyayla arasına mesafe koyarak dünyaya yeniden bakabilme imkânıdır. Bir tür ruhî sadeleşme provasıdır.

Bugünün insanı belki camide günlerce kalamayabilir; fakat kendi hayatında küçük itikâflar oluşturabilir. Telefonu belirli saatlerde kapatmak, sosyal medyaya ara vermek, konuşmayı azaltmak, iç muhasebeye zaman ayırmak… Bunlar da modern zamanın geri çekilme biçimleri olabilir.

Diyojen’in fıçısı nasıl gönüllü bir sadeleşme alanıysa, itikâf da gönüllü bir arınma mekânıdır. Daha az paylaşmak. Daha az konuşmak. Daha az tüketmek. Daha az tepki vermek… Bu “az”lar çoğaldıkça insan hafifler. Çünkü yalnızca maddeye değil, dürtülere göre hareket etmek de bağımlılıktır.

İnsan her vazgeçişte kendine biraz daha yaklaşır. Bildirim sesini kapattığında aslında iç sesini açar. Tartışmaya girmediğinde zihninde bir alan oluşur. O alanda düşünce berraklaşır, vicdan daha net duyulur.

Belki de erdem, insanın her yapabileceğini yapmaması; her söyleyebileceğini söylememesidir. Ramazan bunu öğretir: İstek gelir, bekler, geçer. Sadece sadelik kalır.

Ve insan nihayet şunu anlar:
En büyük özgürlük, her şeye erişebilmek değil; erişebildiği hâlde vazgeçebilmektir.
En büyük güç, sesi yükseltmek değil; gerektiğinde içini susturabilmektir.

İşte o zaman ritüel, takvimde yer alan bir ibadet olmaktan çıkar; karaktere dönüşür.

Yazarın Diğer Yazıları