İhsan Tarakçı

Dünyanın Merkezi Elazığ mı?

İhsan Tarakçı

Bir şehri yönetmek için o şehirde doğmuş olmak yetmez.
O şehirde büyümüş olmak da yetmez.
Hatta o şehri çok seviyor olmak bile yetmez.

Bir şehri yönetmek için dünyayı görmek, dünyayı tanımak gerekir.

Bazı şehirler vardır, kendilerini coğrafi olarak değil zihinsel olarak merkeze koyarlar. Haritaya bakmazlar; aynaya bakarlar. Ve aynadaki görüntüyü dünya zannederler.

Elazığ da uzun süredir kendine doğru bakarak dünyayı okumaya çalışıyor.

Belediyenin koridorlarında dolaşan ortak bir kader var: Aynı şehirde büyümüş, aynı kahvelerde oturmuş ve her daim pişpirik oynamış insanlar; şimdi aynı masaların etrafında şehri yönetiyor. Dışarıya pek çıkılmamış... başka şehirlerin temposu görülmemiş… büyük kurumların soğuk ama öğretici disiplinine temas edilmemiş… göreve gelmeden önce kayda değer bir başarı hikâyesi olmamış bu insanlar, bugün milyonluk bütçeleri yönetiyor.

Bu bir özgüven meselesi değildir, bu bir ölçüsüzlük meselesidir.

Bugün milyonlarca liralık bütçelerle;

Yol yapılıyor.

Kaldırım döşeniyor.

Park açılıyor.

Sonra kurdele kesiliyor.

Rutin hizmetler, destansı bir anlatıya dönüşüyor. Sanki asfalt ilk kez bu topraklara değmiş gibi bir heyecan yaşanıyor… şehirde öyle bir anlatı kuruluyor ki, sıradan hizmetler adeta tarihî atılım gibi sunuluyor.

Çünkü ufuk daraldığında, normal olan büyük görünüyor.

Nasrettin Hoca’nın “dünyanın merkezi burasıdır” dediği hikâyeyi hatırlayalım. Merkez sandığınız yer, aslında sadece sizin durduğunuz noktadır. Dünyanın merkezi olduğuna inanan bir şehir için çıta düşüktür. Çünkü kıyas yoktur. 

Nasrettin Hoca, kazığı nereye çakarsa, merkez orasıdır.

Yönetim kadrolarının geçmişine bakıldığında büyük şehirlerde sınanmış deneyimler, rekabetçi ortamlarda kazanılmış başarılar, ölçek büyütmüş projeler pek görünmez. Ama anlatı güçlüdür.

Anlatı her zaman güçlüdür.

Çünkü anlatıyı yazan da basan da alkışlayan da aynı çevrenin içindedir. Belediye bütçesinden beslenen yerel methiyeler, gerçeği cilalar. Eleştiri yerini teşekkür metinlerine bırakır. Soru sormak kabalık sayılır.

Bir süre sonra herkes aynı hikâyeye inanır. En çok da hikâyeyi yazanlar…

Dışarı çıkmamış olmak bazen bir kader değil, tercihtir. Çünkü dışarısı kıyas demektir. Kıyas ise rahatsız eder. Başka şehirlerde aynı bütçelerle neler yapıldığını görmek, insanı mütevazı kılar. Ama mütevazılık yönetim konforunu bozar. Bu yüzden en güvenli alan, bilinen sınırlar içinde kalmaktır.

Böylece şehir büyüdüğünü zannederken aslında kendi etrafında dönmeye başlar.

Gürültü vardır, hareket vardır, tören vardır… Ama yön yoktur.

Sorulması gereken soru basittir.

Elazığ’ın gerçekten ileriye gelişmeye doğru bir yönü var mı? Yoksa büyük bir sahnenin ortasında, ışıklar altında, alkış sesleri eşliğinde; aynı oyunu yeniden mi sahneliyor?

Hülasa, dünyanın merkezini durduğu yer olduğunu düşünen şehirlerin en büyük talihsizliği şudur: Dünya dönmeye devam ediyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları