İhsan Tarakçı

Kortikoğlu Belediyeciliği Nedir?

İhsan Tarakçı

Değerli dostum Etem Yalın’ın “Kortikoğlu Belediyeciliği” başlıklı yazısındaki çağrı üzerine bu kavramı biraz açmak istiyorum.

“Kortik” çukur demektir.

Ama burada kastedilen sadece coğrafi bir çukur değildir. Çukur; ufkun daraldığı, bakışın sınırlı kaldığı yerdir. İçindeyken yukarıyı tam göremezsiniz. Nerede olduğunuzu bilirsiniz ama nerede olabileceğinizi kestiremezsiniz.

Kortikoğlu Belediyeciliği, şehri çukurdan yönetme anlayışıdır. Başka şehirlerle kıyas yapmadan, farklı ölçekleri görmeden, bulunduğu yeri merkez sanma hâlidir.

Etem Yalın yazısında önemli bir noktaya dikkat çekiyor: “Oy düşüyor ama yönetenler değişmiyor. Bu yalnızca siyaset biliminin değil, şehir psikolojisinin de konusudur.” diyor.

Bu durum, Alexis de Tocqueville’in şu tespitini hatırlatır: “Demokrasilerde halk bazen yöneticileri performansa göre değil, alışkanlığa göre seçer.”

Performans gerileyebilir. Hizmet kalitesi düşebilir. Fakat tercih değişmeyebilir. Çünkü zamanla düşük performans normalleşir. İnsanlar alıştıkları standardı “doğal seviye” olarak kabul eder.

İşte çukur tam burada devreye girer.

Şehirde hem yönetenler hem de yönetilenler aynı bakış sınırı içinde kalırsa, daha iyisinin mümkün olduğunu görmek zorlaşır. Çukurdan bakıldığında küçük bir yükselti bile dağ gibi algılanır.

Platon’un mağara alegorisi bu durumu çok net açıklar.

Filozofa göre insanlar karanlık bir mağarada zincire vurulmuştur. Sırtları dışarıya dönüktür. Arkalarından yanan ateşin önünden geçen nesnelerin duvara yansıyan gölgelerini görürler. Hayatları boyunca yalnızca bu gölgeleri izledikleri için, onları gerçek sanırlar.

Bir kişi zincirini kırıp mağaranın dışına çıkar, ilk anda ışık gözünü kamaştırır. Gerçekle yüzleşmek kolay değildir. Fakat zamanla dış dünyanın asıl gerçek olduğunu anlar. Geri dönüp içeridekilere bunu anlattığında ise çoğu kişi ona inanmaz. Hatta düzeni bozduğu için tepki gösterir. Çünkü alışılmış karanlık, bilinmeyen aydınlıktan daha güvenli gelir.

Eğer bir şehirde hem yönetenler hem de yönetilenler, farklı şehirleri gözlemlememiş, farklı yönetim modellerini deneyimlememiş, rekabet ortamında bulunmamışsa; onların karanlık mağarada zincire vurulmuş insanlardan farkı kalmaz, duvara yansıyan gölgelerinden başka bir şey görmezler. Zincirini kırıp mağaranın dışına çıkan Hacı Güneş ve benzeri insanların anlattıklarına inanmaz, hatta düzeni bozduğu için onlara tepki gösterirler.

İşte, en büyük tehlike de budur. 

Uzun süre çukurda kalanlar, mağaranın dışına çıkmayanlar, eleştiriyi düşmanlık olarak görmeye başlar. Kıyaslamayı rahatsızlık sayar. Vizyon talebini hayalcilik olarak yorumlar.

Hülasa, Elâzığ çukurdan yönetilecek bir şehir değildir. Potansiyeli olan, tarihî ve beşerî birikimi güçlü bir şehirdir. Şehir yönetiminde ihtiyaç duyulan şey romantik savunmalar değil; ölçülebilir performans, liyakat ve geniş ufuktur.

Çukurdan bakarak ufuk çizilmez.

 

Yazarın Diğer Yazıları