DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Advert
Nida Altaş
Nida Altaş
Giriş Tarihi : 22-06-2022 14:37

İnsanın Kendisiyle ve Rabbiyle İlişkisi

İnsan eşrefi mahlukattır. Yani yaratılmışlar içinde en şerefli varlıktır. Onun bu vasfı insanın yeryüzünde Allah ‘ın halifesi olması gibi bir mesuliyeti de beraberinde getirir. İnsan ne kadar yeryüzünde inşa ve ihya görevini yaparsa o kadar Hz. insan olur. Yeryüzünde insanın inşa ve ihya yapabilmesi ve Allah’u Teala’yı bilebilmesinin ön şartı da kişinin kendini tanımasıdır. Zira, “Kim kendini tanırsa Rabbini de tanır” Hadisi şerifi kabilince kendini tanıması elzemdir. Nitekim Rabbimiz “Biz onlara hem ufuklarda hem de kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki, bu kitabın hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun” diyor Yani hiçbir şey sana kendi nefsinden daha yakın değildir. O halde kendimizi tanımadan kimseyi tanıyamayız. Bizler bir şeyleri fark edene kadar sürekli o şeyin karşımıza çıkacağından bahsediyor Rabbimiz. Sürekli hem dışta (afak ‘da) hem de içte (enfüs’te) yaşayacağız. Peki ne zamana kadar? Gerçeği anlayıncaya kadar! Yani İçimizde yaşadığımız problemler, benzer yerlerden yara alıyor olmamız, sürekli benzer kişilerle karşılaşıyor olmamız, sürekli aynı hatalara düşüyor olmamızın bir hikmeti var. Biz ancak göre bildiğimiz kadarını alacağız. Bazı olaylarla sürekli karşılaşıyor olmamızın hikmeti nedir diye düşünmenin önemli bir vesilesidir. Çünkü bunlar üzerine düşünmeye başladığımızda kendi nefsimizle ve ruhumuza alakalı çok fazla şey bulmaya başlayacağız. Burada tabii ki nefis bize tak diye cevap vermeyecek. Sen de şöyle problemler var o yüzden Allah senden bunu istiyor diye önüne getirmeyecek. İnsan enfüs boyutunda yani iç dünyasında sürekli çekişme halinde olacaktır. Sen bir şeyleri aramaya çıkınca o daha fazla saklayacaktır. Kalp, nefs ve ruh arasındaki çekişmeyi dengede tutmakla vazifelendirilmiştir. Bu yüzden “Ben kendimi biliyorum” iddiasında isen yanılıyorsun. Kişinin ilişki kurma biçimleri vardır. İnsanlarla ilişkilerimiz var. Artı eksilerimiz var. Tecrübelerimizin mizacımıza yansımaları var. Bunlar öyle şeylerdir ki: hem kendimizle hem başkasıyla hem de Allah ile olan ilişkimizi etkiler. Biz bir ayeti okuruz, başkası da o ayeti okur ama bizim tecrübelerimiz ile o kişinin farklı olduğundan aynı şeyleri anlamayız. Ama biz kendimizle getirdiğimiz tecrübelerde farklılıklar olabileceğini fark edip; benim bu ayeti anlamam da şu tecrübemden dolayım, şu mizacımdan dolayı diye farklılığı yakalarsak ancak o zaman Allah’a mümkün olduğunca tanıyabileceğimiz bir yol açılır. Dünyaya gelişimizde birtakım amaçlar vardır. Senin afak da olan fizyolojik olarak bildiğin veya bildiğini iddia ettiğin şeyler zaten hayvanlarda da olan şeylerdir. Senin daha farklı bir amacın var, senin cevheri diğerinden farklıdır. Bizler evvela Önce kendi hakikatimizi, içimizde neler olduğunu bileceğiz, öğrenmeye çalışacağız. Sonra dünya yolculuğuna nereden gelip nereye gideceğini bilip özünü seveceksin. Daha sonra niçin yaratıldığını, dünyada ne yapmak için geldiğini, saadet ve bedbahtlığın hangi işlerde olduğunu bulacaksın. Eğer bunları yapmazsın var olan otorite tarafından yönetilirsin tıpkı milgram deneyinde olduğu gibi otorite sahibi bir kişi veya kurumun isteklerine vicdani değerleri ile çelişmesine rağmen itaat edersin. Hayat sağlıklı bir şekilde kalabilmek, insanları mağdur etmemek için hatta daha öncelikli olarak kendimizi mağdur etmemiz için tek imkân hakikatimizi tanımaktır. İnsanın bir ahlaki değeri, bir hedef olmadığında neyin doğru neyin yanlış olduğunu, niçin orada olduğunu bilmediğindeki otoritenin doğru veya yanlış olması önemli değil otorite kişiyi direk ele geçiriyor. Dolayısıyla bizim neden burada olduğumuz, niçin yaratıldığımız dünyaya ne yapmak için geldiğimiz bunları biliyor olmamız bizi bundan koruyan bir şeydir. “Senin batının da hayvanların, yırtıcıların, şeytanların ve meleklerin bir kısım sıfatı toplanmıştır. Bunların hangisi ile mutasavvıfsın, cevherin hakikati bunlardan hangisidir, hangileri sana yabancı ve emanettir.” Bütün insanların içinde bu dört sıfat vardır. Asıl sormamız gereken soru da budur hangisi amaç hangisi emanetimizdir? Hangisini gıdasını daha çok veriyor, mutluluğu için daha çok çalışıyorsak, o bizim içimizde diğerlerine nazaran ele geçirmiş taraftır diyebiliriz. İnsanın bedeni, nefsi yani hayvani tarafı topraktan yaratılmıştır ve diğer hayvanlarla hemen hemen aynı güdüleri sahiptir. Yemek, içmek ve cinsellik gibi en temel güdülerin doyumunu ister. Nefis pek doyumsuzdur. Kalbi her daim hayvaniliğe çekmek ister. Buna mukabil ruh ise insana Allah tarafından üflenmiştir. Dolayısıyla insana daima iyiliğe ve güzelliği sevk eder. İlahi vasıflarla boyanmaya çalışır. Kalp dediğimizde ruh, nefis ve hakikati nispet edeceğiz. Yoksa göğüsün sol tarafındaki et parçası değildir. Kalp için * Düşünen kalbin akıl olduğunu söyleyenler vardır. * Fiziksel kalbin olduğu Zahir’i yerde görünmeyen bir kalbin olduğunu söyleyenler vardır. * Kalp, Tasavvufta aynaya benzetilir bu ayna nefsin isteklerine boyun eğip ruhunu mahpus ettikçe kararır, paslanır. Alemdeki her şeyden birer numune taşıyan insan, Allah’ın tecellilerini afakta ve enfüste müşahade etmekle mükelleftir. Zira insan akıl bali olduğunda, İslam üzere yaşayacağının teminatını verirken evvela ‘eşhedu’ der. Şahitlik eder. Allah’tan başka ilahın olmadığına, yer yüzünde, gökyüzünde, zerrecikden fezanın derinliklerine kadar her şeyin Allah’tan olduğunun, sonsuz güç, kudret ve ilmin onda olduğuna şahitlik eder. “Rabbim hayretimi arttır” diyen insan, her yerde Allah’a ait Esmaların tecellilerini görmeye çalışır. Lakin kalp aynası paslanmış olan insan bu tecellileri layıkıyla müşahede edemez. Bunlara müşahede edemeyen insan ne iyiliği çoğaltır ne de güzelliği aksettirebilir. Bundan dolayıdır ki, insan evvela kendi içindeki hayvani tarafını, onu Eşrefi mahlukattan Esfel-i safiline çeken tarafının ıslah etmelidir, kalp aynısını cilalatmalıdır. Mevlâna Hazretlerinin bir hikayesi vardır. - Vakti zamanında bir Padişah Rum ve Çin ressamlardan hangisinin daha güzel resim yapacağını görmek için bir yarışma yapar. Çinliler “Bize özel bir oda veriniz. Biz o odada çalışalım. Bir oda da sizin olsun.” demişler. Kapıları birbirine karşı iki oda varmış. Odaların birini Çinliler, diğerine de Rum ülkesinin ressamları almış. Çinliler padişahtan yüzlerce çeşit renkte boya istemişler, Padişah da renklerin hazine kapılarını onlara açmış. Böylece Çinlilere her sabah hazineden çeşit çeşit renklerde boyalar bağışlanıyormuş. Rum diyarı ressamları ilimlerine daha vakıf kişilermiş. “Pas gidermekten başka ne resim işe yarar, ne boya!” demişler. Kapıyı kapatıp duvarı cilâlamaya başlamışlar. Gök gibi tertemiz, sâf ve berrak bir hale getirmişler. Çinli ressamlar işlerini bitirmişler, yaptıkları resimlerin güzelliğine sevinmektelermiş. Padişah Çin’li ressamların kapısından içeri girip odadaki resimlere bakmış. Hepsi fevkalâde güzelmiş. Sonra Rum ressamlarının odasına gitmiş. Bir Rum ressamı, karşı odayı görmeye mâni olan perdeyi kaldırmış. Öbür odada Çin ressamlarının yapmış oldukları resimler bu odanın cilâlanmış duvarına yansımış. Orada ne varsa burada çok daha iyi görünüyor; resimlerin aksi, âdeta göz kamaştırıyormuş. Zira renk cümbüşü vardır. Diğer tarafa baktığında adeta hayretinden nutku tutulur. Rum ressamların duvarına aksedenin ressamların renk cümbüşü olan üstü bir güzelliğe bürünmüştür. “İki yüz çeşit renge boyanmaktansa renksizlik daha iyi. Renk bulut gibidir. Renksizlikse ay. Bulutta parlaklık ve ziya görürsen bil ki yıldızdan aydan ve güneştendir.” Bu misaldeki gibi, insan da eğer kalp aynasını layıkıyla temizlerse ilahi güzellikleri Kamil şekilde aksettirebilir. Ama şu unutulmamalıdır ki hakikat bir okyanus gibi geniş diye ona daldırılan kabın hacminden fazla bir şey alabilmesi mümkün değildir. Bizler aciz varlıklarızdır. İnsan, adli yetini ortadan kaldıracak olan ihtiyacını yaratmaya güç getiremez. Biz ne kadar aciz isek karşımızdaki insanda o kadar acizdir. Bu din kendinin acziyet duygusunu fark etmesini sağlar. Tefekkür edip, aczi ve ihtiyaçları giderenin egemenliğinin tek sahibi Allahu Teala olduğunu idrak etmelidir. İslam’ın fikir ve çözümlerine sarılmalı ve bunları tatbik edecek hilafet makamının yeniden var olması için çaba sarf etmelidir. Rabbim bizi bu uğurda cehd edenlerden eylesin. Nasıl ki bütün okumalarımız Kuran’ı Kerim’i daha iyi anlamak için var. Kur’an dahil bütün okumalarımız kendimizi daha iyi bilmek için var. “İlim ilim bilmektir ilim kendini bilmektir” diyor Yunus Emre, biz de diyoruz ki Kendini bilen Rabbini bilir. Rabbini bilen haddini bilir. Haddini bilen kulu da cehd ile yorulur. Rabbim bizi bu cümleden eylesin. Âmin. Hayırla ve şuurla kalın.. 

NELER SÖYLENDİ?
@
Serkan Güç 2 hafta önce
Kalemine sağlık güzel kızım. Hep Hakkı ve hakikati yazman dileklerimle…
Nida Altaş

Nida Altaş

DİĞER YAZILARI Başlarken
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Adana Demirspor00
  • 2Alanyaspor00
  • 3Antalyaspor00
  • 4Başakşehir FK00
  • 5Beşiktaş00
  • 6Fatih Karagümrük00
  • 7Fenerbahçe00
  • 8Galatasaray00
  • 9Gaziantep FK00
  • 10Giresunspor00
  • 11Hatayspor00
  • 12İstanbulspor00
  • 13Kasımpaşa00
  • 14Kayserispor00
  • 15Konyaspor00
  • 16MKE Ankaragücü00
  • 17Sivasspor00
  • 18Trabzonspor00
  • 19Ümraniyespor00
Gazete Manşetleri
E-GAZETE
SONSÖZ 61.SAYI
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
5000