DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Advert
Dr.Birol Azar
Dr.Birol Azar
Giriş Tarihi : 07-07-2021 12:50

Kültürün kimliğe dönüştüğü şehir: Harput

Örneğin yöremizde görülen ve temelinde kut törenlerinin olduğu bir tabiat hadisesinin canlandırıldığı “Molla Potik” oyunu geleneğin kesintiye uğraması nedeniyle sadece yazılı kaynaklarda kalmış, bu oyunu oynayacak çocuk da, sosyal şartlar da doku da kalmamıştır. İşte SOKÜM kaybolmaya yüz tutan bu değerleri insanlığın evrensel kültürel değer yargıları olarak görür ve yaşatılması çalışır. Bu bağlamda yöremizde daha önce oynanan hepimizin oynadığı oyunların tekrar yaşatılması için derlenmesi, kayıt altına alınması ve uygulamaya konulması lazımdır.

Yöremizde “Molla Potik/Mılla Potik/Mılla Mottik/Alla Potik/ Yağmur Gelin/Çiçi Mama Dodi dodi/Gollo Potik adıyla bilinen yağmur yağmadığı, kuraklık olduğu zaman oynanan bu oyun günümüzde unutulmaya yüz tutmuş hemen hemen hiç oynanmayan bir oyundur. Bahar geldiği halde yağmur yağmadığı ve kuraklığın baş gösterdiği zamanlarda çocuklar bu oyunu oynamak için toplanır. Bu oyunda kullanılmak üzere Molla Potik isimli oyuncak hazırlanır. Biri uzun biri kısa olmak üzere iki tahta sopa bulunur, sopalar artı biçiminde birbirine bağlanır. Yatay tutulan sopa kısa olandır bu tahtaların üzeri bezlerle çeşitli renklerdeki kumaşlarla ve iplerle sarılarak tahtaya bebek sureti verilir. Bebeğin başına genellikle beyaz bir bez veya yazma örtülür. Daha sonra oyunculardan ikisi Molla Potik’in iki kolundan tutar. Oyuncular Molla Potik ile beraber oyuna özgü tekerlemeler söyleyerek kapı kapı dolaşırlar:

“ Molla potik ne ister?

Allah’tan yağmur ister

Küpten yağ ister

Petekten bal ister

Tenekeden kavurma ister

Ambardan bulgur ister

Allah’tan yağmur ister ver Allah’ım ver

Sicim gibi yağmur ver”

Oyuncular bu tekerlemeyi söylerken evlerin kapılarını çalarlar. Evdekiler gelenlere yağ, bulgur, salça, tuz, ekmek gibi yiyecekler verirler. Molla Potik’in ve çocukların üzerine su serperler, çocuklar; “verenin güzel kızı, vermeyenin kel oğlu olsun” der. Toplanan yiyecekler oyunculardan birinin annesine verilir anne yemeği pişirir. Çocuklar yemeği yerken “ Büyük Allah’ım güzel Allah’ım bize yağmur ve rahmet ver” diye dua ederler. Çocuklar bu oyunla tabiatla bütünleşir bir nevi ayinle oyunun birleştiği bu oyunla çocuklar sosyalleşir bağlı bulunduğu grubun bir üyesi olarak sorumluluk üstlenir kişiliği ve kimliği oluşur. Buna benzer pek çok oyunda söylenilen tekerlemeler, sayışmacılar çocukların dil becerilerinin geliştirilmesinde, psikomotor becerilerinin artırılmasında katkı yapar, telaffuz ve boğumlama ile dilini öğretir. Ses ve hece benzerliği olan söz gruplarının yan yana getirilmesi ve ayrıştırılması, çocukların birbirine yakın seslerden oluşan kelimeleri ve onların taşıdıkları anlamları birbirinden tam ve eksiksiz ayırmalarını sağlar.

El el epenek inne minne ucu dinne

Elden çıktı kepenek babalıca balı hoca

Kepeneğin yarısı Şamdan şamadan

Yumurtanın sarısı guş dili dama dama dum

Nenem yoğurt getirdi

Pisik burnunu batırdı

Pisik burnun kesile hakgıl hukgul

Minareden asıla çalı çenber

Minare bucak bucak müşgül anber

İçinde demir ocak dazı duzu

Emim oğlu götü pohlu galgan gılınç

Sen çık dışarıya bencili benç

Çocukların oyunlarını oynadıkları sosyo-kültürel ortamla ilişkiler kurdukları ve bu sayede Elazığ’ın sosyal ve kültürel yaşantısına ait pek çok öğeyi oyunlarına yerleştirdiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz. Örneğin “Kavun-Karpuz” oyununda Türk toplum yaşantısında olduğu gibi Elazığ’da da önemli yeri olan “tuz-ekmek hakkı” anlayışına bağlı bulunan gelenek yaşamaktadır. Düğün geleneklerinin anlatıldığı “Aleylim Puleylim, gıç gıç” kız kaçırma olayının anlatıldığı “Kurt Baba” kocaya varma denilen ve hoş karşılanmayan bir olayın canlandırıldığı “Pamuk Nine” oyununda gelenekler çocuk dünyasına nakşedilmektedir. Oyuncuların kaçma niyetinde olan bir kızı Elazığ geleneklerinde ve inançlarında çok değerli sayılan analık hakkının haram edilmesi şeklinde ağır biçimde cezalandırmaları;

“yedirdiğim ekmek

İçirdiğim süt

Hepsi sana haram olsun

Nereye gidersen git” şeklinde söylenilen sözler çocuğun sosyo-kültürel unsurları benimsemesini ve tavır almasını sağlar. Yörede konuşulan mahalli kelimeler ve yemek isimleri de oyun içerisinde dokuyu tamamlayan unsurlar olarak karşımıza çıkar. Orcik, pestil, kuru üzüm, yağ, bal, bulgur, salça, kavurma, yoğurt, güveç, ceviz (ceviz dikmece, ceviz kapmaca, kuruşa ceviz, kuyuya ceviz), yağlı çörek (saklambaç oyunu), çedene (ebem beni kurda verme oyunu) gibi yiyecek isimleri oyunlarda yörede yetişen veya yenilen bitki ve yemek isimleri olarak damak tadını şekillendirir.

Gelenekselleşmiş binlerce yıllık halk oyunlarımız çocuk oyunları içerisinde bazen motif bazen isim bazen bir hareket olarak geçer, kültür nesiller arası bilinçsiz olarak aktarılır. Ebenin saklanan oyuncuları ararken bulduğu oyuncunun ismini yanılarak yanlış söylemesi üzerine bütün oyuncuların saklandıkları yerden çıkarak el çırpıp “çayda çıra patladı” diye bağırmaları bu halk oyununa bilinmeden yapılan bir göndermedir.

Yine geleneksel el sanatlarından yemenicilik (ayakkabı yapımı) ile ilgili terimler, tamir edilirken yapılan hareketler, söylenilen sözler “Hırik Eşek” oyununda yansıtılır. Uçtu uçtu kuş uçtu, dev-cüce, yattı kalktı, el el epenek, birdirbir gibi oyunlarda eski Türk inanışlarına dair pek çok motifi bulmamız mümkündür. ( yeraltına inme, sağaltma, büyü yapma, yağmur yağdırma gibi)

Burada sayamayacağımız kadar çok sayıda oyunumuz ne yazık ki değişen yaşam ve şartlara bağlı olarak yok olmak tehlikesi ile karşı karşıyadır. Günümüzde artık çocuklar “ çıngır mıngır tut, beştaş, üçtaş, çondur, çelik çubuk, dıngıla fıstik, kumansa, sepi, za güle zaza güle, al satarım bal satarım, körebe, mendil kapmaca, ağ elma kızıl elma, astık masık, istop, ahır, ceviz dikmece, kuruşa ceviz, aşıklarla ceviz, bom, ip atlama, hırik eşek, terlik vurmaca, fincan, kabak, kemer saklamaca, molla potik, tolik asma, yüzük, aleylim puleylim, cadı karı, deveci leblibacı, aç kapıyı bezirgan başı, herenk, hero bekçi, iğne iğne, Köroğlu, pamuk nine, pır, mualla, uçtu uçtu kuş uçtu gibi oyunları oyna(ya)mamaktadır.

Çocuk oyunları teknolojik gelişmelerin ve buna bağlı olarak iletişim araçlarının etkisi altındadır. Bu durum, içinde yaşanılan teknolojik ortama ait unsurların oyunlara eklenmesine neden olmakla birlikte çocukları kültürel değerlerimizden biri olan geleneksel çocuk oyunlarımızdan uzaklaştırmaktadır. Özellikle elektronik oyunlar çocukların fiziki, sosyal ve kültürel gelişmeleri için gerekli olan oyun oynama ve oyun kurma kavramlarını unutturmaktadır. Sayıları gittikçe artan internet kafelerde ve bilgisayar başlarında teknolojik oyunların çevrelediği çoğunlukla tek kişilik oyun dünyalarında, kalabalık oyuncu grubuyla tadı çıkarılan geleneksel çocuk oyunlarına neredeyse yer kalmamaktadır.

Sınırsız iletişim imkanlarına sahip olan çocukların aynı dili konuştuğu aynı kültürü paylaştığı arkadaşlarıyla dolayısıyla kendi geleneği, kültürü ve tarihiyle iletişim kuramaması düşündürücü bir durumdur. Çocukların sözlü kültürde oluşturulan çocuk oyunlarından uzak kalmaları ile söz konusu edilen iletişimi kuramamaları, içinde yaşadıkları sosyo-kültürel yapıya uyum sağlayamamaları sonucunu doğurmaktadır. Böylece çocuklar, aynı ortamın verdiği ulusal kimliği geliştirme imkanından mahrum kalmaktadırlar.

Örneğin “ip atlama” oyununda söylenilen ezgili söz formelleri televizyondan etkilenerek Ninja Kaplumbağaları’na uyarlanarak söylenmeye başlanılmıştır. Şıredır adlı kötü karakterle iyi ola Eprıl arasındaki olay örgüsü şöyle şekillenmiştir:

“ Hey Ninja versene pizza

Olmaz Şıredır avucunu yala

Kendisi Ninja

Arabası pizza

Eprıl geliyor

Kamerasıyla”

Çocuklar tutucu ve koruyucu yönleriyle en eski kültür ve inanç öğelerini oyunlarında saklamakla birlikte yeniliği de açıktırlar. Yabancı öğeleri hiç çekinmeden metne dahil edip yeni pek çok tekerleme söyleyebilirler.

Amella oyunundaki tekerlemeler buna örnek olarak verilebilir:

“ amella çikotella

Yu es yu es

İngiltere bakmaz ele

Bir kuru kafa

Koydum rafa

Raftan aldım pepsi kola”

Merhum Şeref Tan içinde doğdukları milletin kültür ürünlerinden beslenemeyen çocukların acıklı hallerini şu mısralarla anlatır.

Şimdinin Çağaları

Şimdinin çağaları

Ne mozik çevirmesini ne aşuh oynamasını bililer

Sağ sakga nedür? Desem

Üzen bakıp güliler

Ne huyladacak bir deli

Ne matal anlatacak nene bililer

Otiriler televizyonun garşısına pun guşu gibi

Ona baha baha şaş beş oliler

Dillerinde yabancı dizilerden

Veya reklamlardan aşırılmış birkaç söz

Papağan gibi onları söliler

Sonuç olarak; istenildiği vakit ziyaret edebileceğimiz bir konakta Harput’a ait en eski masalları dinleyebileceğimiz, mevsimsel ve takvime bağlı etkinliklerin düzenlendiği, katılınıp oynanabilen halk tiyatrosunun gösterilerinin olduğu, el sanatları atölyelerinin çalıştığı, kışları kürsübaşı eğlencelerinin yapıldığı bir Harput Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi istiyoruz. Geçmişin kültür değerlerini belirli bir düzen içerisinde korumak ve sergilemek için oluşturulan müzelerin, bilime, sanata ve sosyal yaşama yönelik çeşitli amaçlar taşıyan misyonundan dolayı devletler, kurumlar hatta kişiler tarafından kurulup geliştirilmelidir. Dünyada daha önceden oluşturulan etnografya müzeleri yerlerini halk bilimi müzelerine bırakmaktadır. “ Uygulamalı Halk Kültürü Müzeciliği” diye tanımlayacağımız yeni müzecilik anlayışı ile halk bilimi ürünlerinin araştırılması, sergilenmesi, yeniden üretilerek sosyal dokuya kültür turizmine ve ekonomiye kazandırılması amaçlanmaktadır. Halk hayatının bütün ürün ve unsurlarıyla uygulamalı canlandırma teknikleriyle “teatral” bir ortamda gösterimini hedefleyen bu yeni müzecilik anlayışı ile kültürün nesiller arası geçişi sağlanacak Somut Olmayan Kültürel Miras bir nebze korunacaktır. Usta-çırak atölyeleri ile el sanatları bilgi aktarımının gelecek kuşaklara aktarılması, kültürün korunması bağlamında önemli bir fonksiyon üstlenecektir. Örneğin bir bahar bayramı olan Hıdırellez bu müzede geleneğe ait ritüeller eşliğinde kutlanabilir. Öğrencilerin/görevlilerin niyet çömlekleriyle katılımcıların arasında gezip dileklerini çömleğe toplayarak çağrı yapmaları, kışın verdiği uyuşukluğun atılacağına dertlerin döküleceğine inanılan ateşten atlama ritüelinin yerine getirildiği, gül ağacına dileklerin bağlandığı boyanan ve tokuşturulan yumurta ile kilitlerin açıldığı hastalıktan kurtulmak veya sevdiklerine kavuşmak için nisan tasından nisan yağmurlarının içildiği, şifa için salıncakta salınıldığı, çocuk oyunlarının sergilendiği masal çadırında anlatılan masallarla farklı dünyalara gidildiği bir eğlence tertip edilebilir. Özellikle ramazan ayı boyunca her gece eğlence çadırında mahalli oyunlar temsili oyunlarla oynanabilir. “Bıçak oyunu, leblebici oyunu, sudan geçirme oyunu, sipahi oyunu, yazma oyunu, yüzük oyunu, karşılama, kama oyunu, simsime oyunu, pisik oyunu” bu bağlamda değerlendirilebilir usta-çırak ilişkisi ile genç kuşaklara aktarılabilir.

Bilmeceler sorulabilir, yöremizde artık unutulan bilmece sorma ve cevaplama geleneği yaşatılabilir. Yöremizde tanımaca/tanınmaca/tandurmaca isimleri verilen bilmeceler şu şekilde kalıplaşmış/ gelenekselleşmiş bir şekilde sorulur:

  • Sahan bir tandurmaca soram mı?
  • Sor!
  • Elese eyi dinne! Altı perçin üstü perçin içinde bir şah güvercin
  • Cevabı kafes mi?
  • Yoh!
  • Guş yuvası mı?
  • Yoh!
  • Altın kutusu?
  • Yoh ya!
  • Ee bilmim
  • Elese bahan bir şehir ver ki söliyem
  • Tamam Malatya senin olsun!
  • Yoh ben İstanbul’u isterim
  • Eyi İstanbul senin olsun
  • Dinne elese İstanbul ordan yıhıla burdan yıhıla tozu torpağı sizin eve malı mülkü bizim eve tıhıla ben binem son model Şevroleye sen binesin uyuz eşeğe, ben gidem gelem: komşu nedisin? Diyem sen diyesin ki hiç: eşeğimin gurtlarını ayıklim” tamam mı şimdi?
  • Tamam
  • Elese cevap verem baban adı ne?
  • Ehmet!
  • Ehmede rehmet niye demişinki göz

 

Yine bu müzede Harput insanının yapısında var olan kadın ve erkeklerin söylediği özellikle erkeklerin yüksek hava tarzında okudukları hoyratlar maniler söylenebilir, karşılıklı mani atışmaları yapılabilir.

Aç beni Yare derdim

Derdim çoktur aç beni acep infaz eder mi

Eğer anan görürse söylesem yâre derdim

Ört göğsünü aç beni bir münasip yar olsa

Kendime yar ederdim

 

Bahçalarda gül var mı? Bahçemizde gül de var

Gül dibinde yol var mı? Gül dibinde yol da var

Gece yanına gelsem Hoş geldin safa geldin

Bana bir yerin var mı? Gönülde yerin de var

 

Birbirine sevdalı iki gencin karşılıklı olarak birbirine söyledikleri bu mani Harput’ta derlenmiştir.

Boz öküzü çüte koştum boz öküzü kurtlar yesin

Tarlaya tohum saçtım tohumu kuşlar yesin

Ben bu işten vazgeçtim eller bize ne derse desin

Ben gelemem emmim gızı gel gidelim emmim oğlu

 

Atımın nalı yoktur altınımı nal edeyim

Başında yuları yoktur çarşafımı çul edeyim

Bir gecelik yemi yoktur ekmeğimi yem edeyim

Ben gelemem emmim kız gel gidelim emmim oğlu

 

Ninniler canlandırılabilir:

Adı sarı kendi sarı Dandini dağın armudu

Her çiçekten alır balı kimler bunu doğurdu

Benim yavrum oğul balı doğuran böyle doğursun

Oğulsuzlar neyler balı doğurmayan çayda boğulsun

Ninni yavrum ninni (Duman 1996:53)

 

Anneannesi hanım Dıngı da dıng

Bir top altın teyzesi güzel

Dıngı da dıng dünyayı gezer

Babaannesi yılan boynuma dolan halası katır

Hiç bilmez hatır

Dayısı doktor

Bilmediği yoktur

Dıngı da dıng

Amcası keçi

Gırıla gıçı

Kültürel çeşitliliğimizin aynasını oluşturan ve kısaca somut olmayan kültürel miras olarak adlandırılan mirasın korunması gereksimine dikkat çekecek adımlar zamanında atılmalıdır. Sözlü kültür, insanların belleğinin bütün toplumlarda yaşamasının ön koşuludur. Çatışmalar, aşırı ticarileşme, denetimsiz kentleşme veya kırsal alanlardaki çöküntü nedeniyle yok olma ve marjinalleşme tehlikeleri ile karşı karşıya olan somut olmayan kültürel mirasın son derece kırılgan oluşu hükümetlerin somut olmayan kültürel mirasın hangi kapsam içinde ifade edildiği ve yayıldığını dikkate alan kararlı eylemlerini gerekli kılmaktadır. Küreselleşme bazı kültürel değerleri ve geleneksel uygulamaları yok etmede veya işlevsizleştirmektedir. Somut olmayan kültürel miras insanlığın binlerce yıldır kuşaktan kuşağa aktararak yaşattığı edebiyat, sanat, tören, bilgi ve becerilerinden oluşan ortak belleğidir. Bugün bu ortak bellek pekç ok neden bağlı olarak hızla kaybolmaktadır. Başta sürdürülebilir kalkınma ve gelişme ilkeleri olmak üzere insanlığın bugüne kadar uygarlık adına elde ettiği kazanımları göz ardı etmeden bu mirası korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak ortak sorumluluğumuzdur.

 

 

 

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Trabzonspor1024
  • 2Hatayspor1020
  • 3Beşiktaş1020
  • 4Alanyaspor1020
  • 5Fenerbahçe1019
  • 6Fatih Karagümrük1018
  • 7Konyaspor1017
  • 8Galatasaray1017
  • 9Altay1015
  • 10Adana Demirspor1013
  • 11Başakşehir FK1012
  • 12Gaziantep FK1012
  • 13Yeni Malatyaspor1012
  • 14Sivasspor1011
  • 15Kayserispor1011
  • 16Giresunspor109
  • 17Antalyaspor109
  • 18Göztepe108
  • 19Kasımpaşa106
  • 20Çaykur Rizespor104
Gazete Manşetleri
E-GAZETE
SONSÖZ 56.SAYI
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
ifşa kayseri escord kayseri esc ataşehir bayan partner escobar ifşa kayseri esc bayan http://kayseri.otelincele.net