Prof. Dr. Mehmet Çavaş

EMPERYALİZMİN SON KURBANI UKRAYNA!

Prof. Dr. Mehmet Çavaş

Emperyalizmin temel amacı, kendi çıkarlarını muhafaza etmek için kurdukları küresel sömürü düzeninin devam etmesini sağlamaktır. Tarihi süreç incelendiğinde, bu düzenin devamlılığını sağlamak için, birçok ülkenin savaşa sokulduğu, birçok ülkede ekonomik ve siyasi krizlerin çıkartıldığı, askeri darbelerin yaptırıldığı, toplumsal olayların körüklendiği bilinmektedir. Bu kapsamda emperyalizmin son kurbanı ise ne yazık ki Ukrayna oldu. 24 Şubat 2022 tarihinde başlayan Rusya-Ukrayna savaşı öncesinde batının yaklaşımının ve söylemlerinin savaşı nasıl körüklediği hepimizin malumudur. Bu süreçte Birleşmiş Milletlerin asli görevi, problemleri barışçıl yollardan çözerek olası savaşı önlemek olmasına rağmen ciddi bir gayret göstermediği de aşikârdır. Hal böyle iken batının görünürde savaş istememesine rağmen Rusya-Ukrayna savaşının çıkması için nasıl büyük bir gayret sarf ettiği, hatta savaşın çıkacağı farklı tarihleri dillendirmesi de üzerinde durulması gereken önemli bir noktadır. Rusya 2014 yılında Kırım’ı işgal ederken seyirci kalan batı, Ukrayna’yı kurduğu tuzağa düşürmek için çeşitli planlamalar yaptığı da anlaşılmaktadır. Bu süreçte bir taraftan Ukrayna ordusu eğitilmiş, askeri yardımlar yapılmış, istihbarat desteği verilerek Ukrayna yönetimi bu savaşa hazır hale getirilirken diğer taraftan da NATO’ya üye olabileceği konusunda da ikna edilmiştir. Hâlbuki bir ülkenin NATO üyesi olabilmesi için ilgili ülkenin komşu ülkeler ile sınır problemlerinin olmaması ve bütün NATO üyesi ülkelerin üyeliği onaylaması gerektiği de açık ve nettir. Buna rağmen Ukrayna’ya kimler ne tür güvenceler verdi ki Ukrayna NATO’ya üye olabileceğine inanarak Rusya ile savaşmayı göze aldı. Bu göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir noktadır. Rusya-Ukrayna savaşı başladığı günden bugüne geçen süreç değerlendirildiğinde bu savaşın hem Rusya hem de Ukrayna için büyük bir tuzak olduğu, batının Rusya’yı dizginlemek ve çevrelemek için Ukrayna’yı kurban olarak seçtiği anlaşılmaktadır. Batı emperyalizminin kurduğu bu tuzak ile Ukrayna yerle bir edilirken Rusya büyük bir ekonomik ambargoya maruz bırakılmış ve her iki ülke de ciddi kayıplar yaşamıştır. Rusya ve Ukrayna kaybetmeye devam ederken, ABD dağılmakta olan NATO’yu tekrar kontrolü altına alarak canlandırmış, kendisine karşı bağımsızlık mücadelesi veren Avrupa, güvenlik endişesi ile tekrar ABD’nin himayesine girerek hamiliğini kabul etmiştir. Bununla birlikte, birçok Avrupa ülkesi askeri silahlanmaya ayırdığı bütçelerini artırmış ve silah baronlarına ciddi paralar kazandırmıştır. Ayrıca, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya alınma çabaları Rusya’nın NATO, dolayısıyla ABD tarafından çevrelenmesini amaçlamaktadır. Bunların dışında, Rusya’nın Suriye ve Libya’daki etkinliği azaltılarak, Rusya ile Çin’in bölgesel bir güç olarak ABD’ye karşı işbirliği yapmaları büyük oranda engellenmiştir. Rus Oligard’ların Avrupa ve ABD’deki mal varlıklarına el konularak ticari faaliyetleri durdurulmuştur. Bu vb. hususlar dikkate alındığında aslında batı emperyalizminin bir taş ile kaç tane kuşu vurduğu açıkça görülmektedir. Peki, “bu savaşın kazananı ve kaybedeni kim?” sorusu değerlendirildiğinde, bugüne kadarki gelişmeler bu savaşın kaybedeninin Ukrayna ve Rusya, kazananın ise batı emperyalizminin olduğunu göstermektedir. Bu şekilde devam ederse savaşın kısa sürede sonlanmayacağı ve batı emperyalizminin savaşı çıkarttığı gibi devam etmesi içinde elinde geleni yapacağı açıktır. Çünkü emperyalistler için, kimin öldüğü, kimin yerinden yurdundan olduğu, kimin kazandığı veya kimin kaybettiğinin hiçbir önemi yoktur. Geçmişte olduğu gibi bugünde önemli olan, hep onların kazanmasıdır. Bu yüzden de kazandıkları sürece savaşın devam etmesi için ellerinden geleni yapacaklarından kimsenin şüphesi olmamalıdır. Kazanmaya devam etmeleri için de bombaların yağmaya, insanların ölmeye devam etmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, kan ve gözyaşı üzerine kurulu batı emperyalizminin son kurbanı Ukrayna oldu. Rusya-Ukrayna savaşı, başta ABD olmak üzere emperyalistlere inanmanın ve güvenmenin aslında celladına teslim olup sonun başlangıcını beklemekten öte olmadığını ve bedelinin çok ağır olduğunu bir kez daha göstermiştir…

Yazarın Diğer Yazıları