DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Advert
Dr.Birol Azar
Dr.Birol Azar
Giriş Tarihi : 09-04-2021 13:44

Sevgi Dili 2: Hacı Bektaş-ı Veli

Mana âleminin pirlerinden Hacı Bektaş-ı Veli’nin, “ elini, dilini, belini haramdan koru” şeklindeki ifadesi ile tasavvuf hayatımızın dışında bireyin toplum içinde edinmesi gereken başlıca düsturları söylemesi onu ve tarikatını insanımızın gönlünde farklı bir yere yerleştirmiştir. Esasında toplumların temelden sarsılmasının en önemli üç saç ayağını yıllar öncesinden seslendirmesi onun fikirleriyle insanlığın evrensel değeri olarak kabul görmesini sağlamıştır. Asıl adı Muhammed Bektaş olan Hacı Bektaş Veli’nin yaşadığı dönem ve çevre iyi bilinmekle birlikte o dönemlerde yaygın bir şöhrete sahip olmadığı bilinen en eski kaynak olan Eflâkî’nin Menakıbu’l-Arifin adlı eserinde Baba Rasullulah(Baba İshak)’ın halifesi olduğu yazılıdır. XIII. Yüzyıl Anadolu’sunda Selçuklu’ya karşı ayaklanan Baba İlyas ayaklanması içerisinde olmasa bile çevresinde yer alması -ki bu ayaklanma Türkmenlerin Anadolu Selçuklu Devleti’ne karşı giriştiği büyük siyasi-içtimai ayaklanma olmasının ötesinde ilk gayri sünni ayaklanma olarak tarihe geçer-XIV yüzyılda Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşunda rol oynar, XVI yüzyılda kendi adıyla anılacak Bektaşilik tarikatının kuruluşuna kadarki hayatı menkıbevi hayatıdır. Yeniçeriliğin ve Bektaşiliğin piri kabul edilmesi Alevî kesiminde güçlü bir iman esası olması onu çözülmesi gereken menkıbevi hayatının ötesinde oldukça önemli bir tarihi şahsiyet haline getirmektedir. Hacı Bektâş-ı Velî’nin tarihî şahsiyeti ve Anadolu’ya gelmeden önceki hayatı hakkında Vilâyetnâme’de yer alan menkıbevî bilgiler dışında kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Ancak onun “Horasan erenleri” diye bilinen Kalenderiyye akımına mensup sûfîlerden biri, dolayısıyla Horasan Melâmetiyye mektebinden olduğu söylenebilir. Bazılarının Heterodoks İslam diye nitelendirdikleri Kalenderi, Melameti, Haydarî, Vefaî vs yapılanmalar esasında İslam’ın geleneksel yaşam eşliğinde anlaşılması ve uygulanması temeline dayanır. Bu düzlem üzerinde oluşturulan Bektaşilik de zaman zaman Heterodoks İslam diye nitelendirilmiş ve Alevi inancıyla özdeşleştirilmiştir. Kuruluşu, yapılanması adap ve erkânıyla tasavvuf dünyasının küçük bir şubesi olan Bektaşilik engin hoşgörüsü ile diğer tarikatlarda görülmeyen esnek, birleştirici, bütünleştirici tavrıyla sünni İslam algısının karşısındaki tüm yapılanmaları bünyesinde toplamış dolayısıyla ilk ortaya çıktığı dönemlerdeki iman esasları değişmeye başlamış ve zamanla diğer yapılanmalar gibi heterodoksi olarak görülmeye başlanmıştır. Örneğin Fatih Sultan Mehmet zamanında saraya kadar sızmayı başaran Hurufîler, ortaya çıkarılınca gizlenmek için Bektaşi tekkelerini kullanmışlar öğretilerini bu tekkelerde dillendirmişler dolayısıyla zamanla Bektaşi öğretileri Hurufî etkileri ile değişmeye başlamıştır. Bugün Bektaşi diye bildiğimiz pek çok şair aslında Hurufîdir, Nesimî, Viranî gibi.

Hoca Ahmed Yesevî’nin öğrencisi ve halifesi Lokman Parende tarafından yetiştirilmiş ve Anadolu’ya gönderilmiştir. Şeyhinin: “ Müjde olsun ki Kutb’ul aktâblık senindir; kırk yıl hükmün vardır. Şimdiye dek bizimdi, bundan sonra senindir. Biz bu yokluk yurdunda çok eğlenmeyiz, ahirete gideriz. Var, seni Rum’a saldık, Sulucakarahöyük’ü sana yurt verdik. Rum abdallarına seni baş yaptık.” demesiyle Anadolu’ya gelmek üzere yola çıkar, Anadolu’nun manevi mimarlarından birisi olur.

Hacı Bektaş’ın düşünce dünyasını anlamak için onun baş eseri sayılan Makâlat’a bakmak yeterlidir. Makâlat, Mevlana’nın mesnevisinin kısa bir özeti gibidir. Duygu, sezgi ve tefekkür kudreti bakımından hiç de Mevlana’dan aşağı değildir. Makâlat için “ İnsanın vücudun, şeriatın ve tarikatın, hakikatın ve marifetin ahvallerin icmalen beyan ve kudretim yettiğince ıyan kıldım. İhtisar üzre…ziyadesin isteyen mufassalata nazar etsin. Baki mübarek haberler Kur’an tefsirinde ve ahadis-i nebevide ve tezkiretü’l-evliyada malum ola.” diyen Hacı Bektaş Kur’an ve sünnetten ayrılmadan Türk töresinin mükemmel bir kompozisyonunu tertip etmiş olmaktadır. Yaşar Nuri Öztürk’ün deyişiyle Makâlat Kur’an ve sünnet üzerine çevrilmiş bir Türkmen yorumudur. Hilmi Ziya Ülken ise Makâlat ile ilgili şu tespiti yapar: “ Hacı Bektaş fıkıhla örfü, Oğuz töresiyle Kur’an ve sünneti telife çalışan bir insandı. Bektaşîlik, bütün Türkmenler arasında yayılınca dini müceddidin hayatı, Kızılbaşların lisanında mitoloji haline dönüştü.” Tarih boyunca en büyük Bektaşî muhalifleri bile Hacı Bektaş’tan saygı ile bahsetmelerinin altındaki sebep de bu olsa gerektir. O. Türk’ün genel karakteristik özellikleriyle, töresiyle tasavvufu birleştirirken genel İslam dairesi dışına çıkmıyor, İslam ahlak ve adabıyla Türk töresinin birleşimi olan Alp-eren tipinin amentüsünü anlatıyor bizlere. O Fatiha Suresi Tefsiri, Şathiyyât, Kitabu’l Fevâid, Nasihatname, Besmele Şerhi, Hadis-i Erbain Şerhi ve Makâlat’ı ile gönüllere girmeyi istemiş ve Türk Milleti’nin gönlünde kalıcı olarak yer edinmiştir. Yunus benzeri söyleyişlerin edebi ve tasavvufi boyutuyla ifadesini Makâlat’ta da görmek mümkündür. “ Gönül âlemlerin padişahının nazargâhıdır. Çalap ile cümle nesne arasında perde vardır lakin gönül ile Çalap arasında perde yoktur. Gönül Kâbe’ye benzer. Kâbe’ye varmak isteyen ayak ile gönle varmak isteyen yüzüstü yürümelidir…” Yaklaşan Ramazan ayını da fırsat bilerek Pir-i Hünkârın, Yunus’un zaman üstü çağrısına icabet edelim gönül kazanalım, bir gönle girelim bunları yapamıyorsak bile gönül kırmayalım…

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
Gazete Manşetleri
E-GAZETE
SONSÖZ 35.SAYI
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
ifşa kayseri escord kayseri esc ataşehir bayan partner escobar ifşa kayseri esc bayan http://kayseri.otelincele.net