Dosdoğru olan için, iyilik ve güzellik için SAF TUTANLARA SELAM OLSUN
A. E. SELÇUK
Kahvenin kırk yıllık hatırı var derler, kaç kişi bu hatırı güder bilinmez.
Şu çay, Oysa hep yanı başında olur insanın, çobanın bile...
Kararmış bir demlikte, sararmış bir bardakta olsa bile.
Kimi metal bardakta dahi içer, kâğıttan olanda da…
İçilir işte.
Öyle mineli boyalı süslü saray işi vesaire fincan da istemez. Yanında lokum vesaire...
Öylesine samimidir ve içten. Nasıl içersen iç, Kiminle içersen iç, Nerede içersen iç.
Hemen ayak uydurur işte. Her yerde her kişiye… Öyle bedeli, ücreti de pahalı değildir.
Yokluğu da bilir, yoklukta olanlar da. Yoksullar iki kere kaynatır içer de yine de içilir işte...
Hal böyleyken 40 yıl hatırı olan kahveyi 40 günlük hatırı olmayan kişiler içer de kahvenin hatırında gizlerler hatırsızlıklarını...
Ve hep hatırlatır bana insan işte... Hep yanı başında olan çaya VEFASIZLIĞINI.
Hep kahveye rağbet ederler. Amma çay da iyidir. VE Çay gibi gönüller... Hatırları bırak 40 yılı 40 gün sürmese de kahve her zaman her mekânda bulunmasa da çay hep bulunur.
Çay gibi gönüllerde İsimsiz, makamsız, şöhretsiz de olsalar. Şöyle baksa insan, yaşadıklarına, yaşatılanlara…
VEFA, hep beklenenden değil de beklenmeyende görülür…
Hatır kahvede mi? Gönülde mi? O zaman görülür.
Bu vefalı çay günün her saatinde içilirse de hep özel anlarda şu insanın elinde hep kahve görünür...
Biz köşe yazarı değiliz, yazar da değiliz.
Daha yazar, yazarım da 40 donlu ÇAY 40 kapıdan geçeriz de…
Geçemeyiz şu bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırını...
Ey dost gönüllü Komutanım,
Bin bir köşede bin bir yazı yazsan... Yazdıklarına Mahzuni'den, Meluli'den, Feryadi'den, Figani'den daha kimden istersen.
Mahzunluk, mahsunluk, mahrumluk, melül, melül feryat, figan da katsan... Anlatamazsın. Sen anlatsan da Anlayan bulamazsın.
BULSAN!
Azdan da az olur... Onlar da MUSTAZAFLARDAN olur.
Kalanı, yani çoğu neredeyse hepsi ise MÜSTEKBİRLERLE olur...
Zannetme MUHLİS olur... Yüz yıllar var ki böyle olur... Gir bak tarihin deryasına
Gerçeği anlayan GAVVAS olur...
GERÇEK, Nu hakkın tahtına değil. HAKKIN POSTUNA oturur.
Ali Erdal Selçuk, yıllardır yazılarımı takip eden ve eleştirileriyle daha iyi yazmam için teşvik eden kardeşim.
Son yazımla ilgili yorumunu kendi rızasını da alarak sizlere aktarmak istedim.
KENDİSİNE SEVGİLERİMİ SUNMAYI bir borç biliyorum.
Mustazaf- (güçsüzler) Müstekbirler-(kibirliler, büyüklük taslayanlar) Muhlis- (Kulun bütün davranışları ve sözlerinde sadece Allah'ın rızasını gözetmesi- ahlak) Gavvas -Tersane-i amireye bağlı bir görevli ,dalgıç)