Engin Çakır

Kıyamet, Ayağa Kalktığın Gündür

Engin Çakır

Peki ya kıyamet sandığımız şey, düşündüğümüz gibi değilse?

Hani hep anlatılır ya… Sûr’a üfürülür, dağlar paramparça olur, anneler çocuklarını bırakır, hamileler düşük yapar, ölüler dirilir. Çoğumuz kıyameti böyle, büyük ve korkutucu bir yıkım olarak hayal ederiz.

Ama bir durup düşünelim.

Ya kıyamet sadece gelecekte olacak tek bir olay değilse?

Ya bazı insanlar için kıyamet çoktan koptuysa?

“Kıyamet” kelimesinin kökenine bakınca ilginç bir şey çıkıyor karşımıza. Kelime, “kıyam”dan geliyor. Yani ayağa kalkmak, doğrulmak demek. Bu da bize şunu düşündürüyor: Kıyamet sadece bir yıkım değil, aynı zamanda bir uyanış olabilir.

Kur’an’ın dili zaten çoğu zaman semboliktir. Anlatılanlar sadece dış dünyada olacak olayları değil, insanın zihninde ve ahlakında yaşanan değişimleri de işaret eder. Mesela Sûr’a üfürülmesi… 

Bu, hakikatin çıkardığı sestir diyebiliriz. Bu ses bazı insanları uyandırır, gerçeği görmelerini sağlar. Ama bazılarını da sağır eder. Özellikle gücünü ve otoritesini kaybetmek istemeyenleri…

Kur’an’da aklını kullanmayanlar için “Onlar birer ölüdür” denmesi boşuna değil. İnsan gerçeği fark ettiği anda aslında dirilir. Ölülerin dirilmesi, bedenlerin kalkmasından önce zihnin uyanmasıdır. “Ben nerede yanıldım?” diyebilmektir.

Dağların parçalanması da buna benzer. Hayatımızda dokunulmaz sandığımız, sorgulayamadığımız otoriteler vardır ya… İşte hakikat karşısında onların da gücü dağılır. Eskisi gibi etkileyemezler, sözleri ağır gelmez, güven kaybederler.

Bazen yanlış o kadar kutsallaşır ki, insan gerçeği söyleyeni dışlayabilir. Hatta bu kişi kendi evladı bile olsa… Çünkü yanlış kutsallaştığında, en güçlü bağlar bile zarar görebilir.

Hamilelerin çocuklarını düşürmesi ise bambaşka bir sembol. Yanlış fikirlerle, hatalı inançlarla dolmuş bir zihin, gerçeği gördüğünde eski düşüncelerini bırakır. 

Bu bir kayıp değildir aslında; zihnin yükten kurtulmasıdır.

Belki de kıyamet dediğimiz şey, gökten kopacak büyük bir felaket değil. Belki kıyamet, gerçeğin ortaya çıktığı andır. İnsan o noktadan sonra yanlışla yaşamaya devam edemez. Eski kabuller yıkılır, alışkanlıklar değişir.

Ve insan ayağa kalkar.

Bu bir son değil…

Bu bir uyanıştır.

Belki de her uyanış, insanın kendi kıyametidir.

Yazarın Diğer Yazıları