İhsan Tarakçı

Bayır Sokak'ta Büyümek

İhsan Tarakçı

Çocukluğum Nailbey Mahallesi Bayır Sokak’ta geçti. 1960’ların sonu, 1970’lerin başı… Kesme taşla döşeli bir sokaktı Bayır Sokak. Tek katlı, iki katlı kerpiç evler sıralanırdı iki yanına… Kimi evler çıkmalıydı; üst kat sokağa doğru eğilir, altından geçenlerin başına gölge düşürürdü. Bahçeler arkadaydı, ama hayat sokağa bakardı. Dış kapılar doğrudan sokağa açılırdı; kapıdan çıkan, sokağa karışırdı. 

Ben o sokakta büyüdüm; biraz erkenden, biraz farkına varmadan.

Elbette yaşıtlarım vardı sokakta ama ben daha çok benden büyüklerin yanındaydım. Zafo’nun, Serdo’nun, Neco’nun, Aboş’un, Engin’in… Ve ismini sayamadığım pek çok abimin… Onlarla aramda en az üç-dört yaş fark vardı; çocuklukta bu, kolay kapanan bir mesafe değildir, küçük bir uçurumdur aslında. Ama onlar o uçurumu hiç hissettirmediler. Beni aralarına aldılar. Oyunlarına kattılar. Mahalleler arası futbol maçlarına götürdüler. Oynatmadıkları zamanlarda bile yanlarında tuttular. “Sen küçüksün” demediler. Daha da önemlisi, beni “küçük” konumuna itmediler. Emredici olmadılar, küçük işlerine sürmediler, bağırmadılar. Korudular, kolladılar… Sanki onlarla yaşıtmışım gibi davrandılar.

Çocuk psikolojisi açısından bu çok kıymetli bir deneyimdir. Çünkü bir çocuğun kendini algılama biçimi, büyük ölçüde çevresinin ona nasıl davrandığıyla şekillenir. Sürekli “sen küçüksün” denilen çocuk, içselleştirilmiş bir eksiklik duygusuyla büyür. Oysa bana öyle davranılmadı. Bana duyulan güven, benim de kendime güvenmemi sağladı.

Sosyolojik olarak bakıldığında ise mahalle kültürünün güçlü olduğu yıllardı. Yaş hiyerarşisi vardı ama bu bir tahakküm aracı değildi. Büyük olmak, buyurmak değil; kollamak demekti. Güç, ezmek için değil, gözetmek için kullanılırdı. Onlar bana bunu öğrettiler ama ders verir gibi değil, yaşayarak…

Belki bu yüzden erken olgunlaştım. Dilim, tavrım, insanlarla kurduğum ilişki, yaşımdan önce büyüdü. Kaba sözle, aşağılamayla, zorbalıkla karşılaşmadım. Bu da hayatım boyunca şiddetten, hoyratlıktan uzak durmamda etkili oldu.

Bugün düşünüyorum da insan karakterini belirleyen şey, büyük kırılmalar değil; böyle küçük ama derin izler bırakan çocukluk anlarıdır. Bayır Sokak’ta, benden büyük çocukların arasında öğrendiğim en önemli şey şuydu: İnsan, kendisine nasıl davranıldıysa, başkalarına da öyle davranıyor.

Bugün 60’lı yaşlardayız. Hayat bizi farklı yönlere savurdu. Ama o günlerde kurulan bağ, hâlâ yerli yerinde duruyor. Sevgiyle, saygıyla… Çünkü çocuklukta kurulan dostluklar, zamana karşı en dayanıklı olanlardır. Çıkarla değil, kabul görmekle beslenirler.

İnsan bazen bütün ömrü boyunca neyi savunduğunu, neye karşı durduğunu merak eder. Ben cevabı biliyorum. Bayır Sokak’ta, abilerimin arasında öğrendim: İnsan, kendisine nasıl davranıldıysa, dünyaya da öyle davranıyor.

Ve galiba bu, mahalle denen o küçük evrenden hayata taşınan en kalıcı ders oluyor.

Yazarın Diğer Yazıları